VAKIFLAR YASASI İHANET YASASIDIR

Vakıflar Yasası..YILAN YASASI

‘YILAN EĞRİ GİDER, BÜĞRÜ GİDER, DELİĞİNE DOĞRU GİDER.’
Türkmen Atasözü

Türkiye’nin önemli iktisadi sorunları çözüm beklerken üzerleri
türban tartışmalarıyla örtüldü. Halbuki, üzeri örtülen çok önemli
gaflet, dalalet ve hiyanet yasaları meclise geldi ve getirilmesi
bizzat Başbakan Recep Tayip Erdoğan tarafından planlandı. Yine,
Almanya’dan özelleştirmelerde tam sürat yol alınacağı ve HALK
BANK’ın ilk sırada olduğu bildirildi. İMKB’de kote olmuş banka
hisselerinin ne kadarının yabancı yatırımcıların eline geçtiği ve
imalat sektörümüzün %85 oranında yine yabancı şirketlerin olduğu
konusu makalenin ana temasını dağıtacağından ele alınmayacaktır.
Türkiye’de basın temel olarak dört kampa ayrılmıştır. 1) Doğan Grubu
+ Ciner Grubu (Bu grup TÜSİAD eksenli olup, zaman zaman birbirlerine
muhalif gibi dursalar da temel gayeleri özelleştirmeler ve borsa
manupilasyonlarından çıkar sağlamaktır, tirajın %50 kadarını
oluşturmaktadır), 2) Albayraklar + FG grubu (Bu iki grup kısmen
farklı tonlarda olsa da aynı temel amaç etrafında bütünleşmişlerdir,
tirajda etkisi %30-35 kadardır, Albayraklar RTE’nin dünürleridir ve
diğer dünürler ÇALIK grubu da basına girmek istemektedir ve Sabah
grubu satışı şu anda yargı safhasındadır), 3) Yeniçağ-Ortadoğu..vb
(Milli çıkarları gözetmek için yayın yapmaktadırlar, aralarında ton
farkı vardır. Ortadoğu kayıtsız şartsız MHP yönetiminin icraatlarını
savunurken, diğer gazete MHP’de yönetim alternatifi arayışı sunar),
4) Ulusal Sol Grup (Bu grupta temel etkinlik İP’e aittir ve ton
farklarıyla irili ufaklı TV, dergi ve gazete çıkarmaktadırlar).
Bu gruplardan ilk ikisi TBMM’de görüşülen ‘VAKIFLAR YASA TASARISI’
nı ya hiç görmemekte, ya destekleyici köşe yazıları yayınlamakta
veya içerden küçük puntolarla basmaktadır. Çünkü, her iki grubun
referansı da AB ve ABD’dir. Zaten bu benzerlik TÜRBAN konusunda da
belirginleşmiştir. Doğan-Ciner grubu AB’ye girerken bu konunun AB
nezdinde itibarımızı zedeleyeceği ve TÜRBAN’ın laiklik ve
cumhuriyeti tehdit ettiği yönünde etki yaratmış –şüphesiz istisna
yazarları vardır- Albayraklar-FG grubu AB’ye girerken temel hak ve
özgürlüklerin önündeki kısıtlamaların olmaması gerektiğini
vurgulamışlardır. Yani, her iki grupta AB’ye girmeye heveslidirler.
Diğer son 2 grupsa kıyasıya bu yasanın çıkmaması gerektiğini ve
sakıncalarını belirtmektedir.
Türkiye’de ‘VAKIFLAR YASASI’ (5555 sayılı) görüşmelerini AKP’yle
birlikte destekleyen etki elemanları mevcuttur. Bunlardan biri ve en
önemlisi TESEV VAKFI ve AÇIK TOPLUM ENSTİTÜSÜ kapsamındaki diğer
kuruluşlardır. Bu kuruluşların finansörü Macar asıllı Yahudi George
SOROS’dur. Kendisi ABD’de PASİFİK KANADI denilen NEO-CON karşıtı
oluşumun lider kadrosundadır. Gürcistan ve Özbekistan gibi ülkelerde
TURUNCU DEVRİMLER’i finanse ve organize etmiştir. Neyi amaçladığı ve
biyografisi daha önce pek çok makalede ve benim de yazılarımda
mevcuttur ve burada tekrar değinilmeyecektir. Ancak, Başbakanlık
Eski Müsteşarı ve şu anda AKP Milletvekili olan Sn. Ömer DİNÇER,
SOROS’un Türkiye’de finanse ettiği 4 vakfının mütevelli
heyetindedir. Bu örgütlenme dışında İstanbul Azınlıkları ve Rum
Patrikhanesi bu oluşumu desteklemektedir.
Bu oluşuma karşı çıkan etki elemanları ve başta Atatürkçü Düşünce
Derneği’de olmak üzere STK’lar mevcuttur. Meclis dışında BBP ve İP,
Türk Ortodoks Kilisesi, Kuvva-ı Milliye Hareketi..vb bir çok irili
ufaklı teşkilat bu yasa değişikliğine karşı mücadele etmektedir.

Bu 5555 sayılı yasa neyi içermektedir ve hıyanetin boyutu nedir? Bu
makalede incelenecek olan budur. Şu anda bu yasanın görüşmeleri
mecliste devam etmektedir ve azı oturumlar devlet gizliliği içerdiği
bahanesiyle GİZLİ OTURUM şeklinde gerçekleşmiştir ve 20 yıl arşivde
sır olarak tutulacaktır. Bizlere sır olan AKP kurmayları ve AB
temsilcileri için faş olandır.
Bu yasanın 5. Maddesi ‘Yabancılar, Türkiye’de hukuki ve fiili
mütekabiliyet esasına göre yeni vakıf kurabilirler’ demektedir. Şu
anda Türkiye’de bulunan Kilise Evlerin beklediği düzenleme budur. Bu
yasanın çıkması için çaba gösteren çevreler daha ziyade MİSYONERLİK
FAALİYETİ içerisinde olanlar ve VAKIF kapsamında daha fazla hareket
serbestisi ve mülkiyet edinmek isteyenlerdir. Sn. Necip
Hablemitoğlu’nun ALMAN VAKIFLARI’yla ilgili çalışmaları
hatırlanmalıdır. Bu hususta Türkiye’de alt yapısı ve ileriye dönük
projeleri en yoğun olan devlet ALMANYA’dır. Bu ülke BND aracılığıyla
hem Türkiye’nin dinamiklerini zayıflatan uğraşları yürütmekte, hem
de ORTADOĞU’da Anti-Amerikan bütün radikal akımları destekleyerek
kendisine alan açmaktadır. SOROS ekibinin ‘KÜRESEL KRALİYETÇİLİK’
bağlamında serbesti elde edeceği bu maddeyle ve milyarlarca USD
finansmanıyla şer çalışmalar yürüteceği kesindir.
Aynı yasanın, 12. maddesinde ‘Vakıflar mal edinebilirler, malları
üzerinde her türlü tasarrufta bulunabilirler’ ibaresi vardır. 1949
yılı öncesinde, İSRAİL’in alt yapısı WEİSMANN PROJESİ kapsamında bu
şekilde hazırlanmıştır. Çok ilginç bir örnek NAHCEVAN’da
yaşanmaktadır. NAHCEVAN aynen KIBRIS gibi garantörlüğümüzde olan bir
özerk bölgedir. Bildiğiniz gibi ERMENİSTAN Karabağ ve Laçin
Koridorunu işgal etmiş ve 1 milyon Azeri’yi mülteci durumuna
düşürmüş, 50.000 üzerinde Azeri’yi de katletmiştir. Nahcevan’a
dokunması uluslar arası antlaşmalar bakımından mümkün değildir. Ama
burayı ekonomik istila için planları uygulamaya koymuşlardır. RAND
CORP. isimli bir kuruluşla burada çiftçi kredileri dağıtılmıştır.
Glasnost sonrası bölgede beliren yoksulluk ve belirsizlik halkı bu
parayı almaya itmiştir. 2003 yılı itibarıyla arazilerin %35’i RAND
CORP. tarafından ipoteklenmiştir. Bu bölgede ilk çıkacak kaos
içerisinde, borçlarını ödeyemeyen çiftçilerin arazilerine el
konularak Türkiye’nin Türk Dünyasıyla irtibatlandığı bu tek koridor
yok olacaktır. Sömürgeci devletlerin (başta ABD olmak üzere) bu
enerji koridorunda ne amaçladığı, Büyük Ermenistan ve Kürdistan
projelerinden ne umduğu sizlerce zaten bilinmektedir. Çok yüksek
ücretlerle İstanbul Beyoğlu gibi bölgelerde arazi ve mülkler
alınarak bize sorun yaratılacaktır. Bu finans devleriyle mücadele
etmek, hele hele ileride doğabilecek büyük bir ekonomik krizde
bunlara engel olmak, mümkün olamaz. Bu uygulamanın son durağı
İstanbul’da VATİKAN PROJESİ dir. PAPA’nın Rum Patriği’ne ziyareti ve
bunun dinsel anlamını sizlere bırakıyorum.

Bunlardan çok daha tehlikeli gelişme 25. Madde’de vardır ‘Vakıflar,
Vakıf senetlerinde yer almak kaydıyla, amaç ve faaliyetleri
doğrultusunda, uluslar arası faaliyet ve işbirliğinde
bulunabilirler, yurt dışında temsilcilik ve şube açabilirler, üst
kuruluşlar kurabilirler ve yurt dışında kurulmuş kuruluşlara üye
olabilirler’ denmektedir. Yorum gerektirmeyecek denli ihanetle
doludur. Bu kapsamda bölücü örgüt vakıflar kurabilir bunları diğer
komşu veya Avrupa ülkeleri vakıflarıyla ilintileyebilir. Kara Para
trafiğini yürütmede önemli bir mevzi kazanır. Aynı unsur irticai
organizasyonlar ve Hıristiyan Misyonerleri için de geçerlidir. Bu
maddenin ikinci paragrafı bu para aktarmalarını bile ayan beyan
belirlemiştir.
Bu yasanın 26. Maddesi şirket kurma ve şirketlere ortak olabilme
serbestisini getirmektedir. AKP bu yasayı savunurken, yabancıların
diğer ülkelerden para almalarını engelleyeceklerini
söylemektedirler. Bu koca bir yalandır. Bu şirketler ve bankaların
yabancıların eline geçtiği böyle bir dönemde bu para trafiğini
takipleri mümkün değildir.
Yasanın 2. Maddesi vakıfların yeni taşınmazlar edinebileceği
açıktır. Buradan Sn. Taha AKYOL gibi kalemşörlerin yasaya destek
olarak sarf ettiği cabanın ve aba altından sopa göstermesinin foyası
ortaya çıkmaktadır. Bakınız TAHA AKYOL ne yazmışlar.

‘’AİHM, Fener Rum Lisesi Vakfı'nın açtığı tapu davası üzerine bir
içtihat oluşturdu: Buna göre vakıfların eskiden herhangi bir tarihte
tapu kaydıyla sahip olduğu taşınmazlar, devletlerin veya
mahkemelerin kararıyla başkalarına devredilemez.
Vakıfların kuruluş senetleri değiştirilemez.
İşte bu iki gerekçeyle, AİHM, Fener Rum Vakfı'nın 1974 yılına kadar
tapuyla sahip olduğu taşınmazın Türkiye tarafından ya iadesine veya
tazminat ödenmesine karar verdi.
AİHM kararlarındaki bir çarpıklığa da Mehmet Ali Şahin dikkatimi
çekti. Vakıf taşınmazlarının bedeli konusunda AİHM'nin
adeta 'ölçüsü' yok. İki örnek:
- İstanbul Beyoğlu'nda Asmalımescit Mahallesi'nde 505 metrekare
genişliğinde "gazino ve apartman vasıflı" taşınmaza AİHM 910 bin
euro değer biçiyor. Türkiye'nin, Fener Rum Vakfı'na ya bu parayı
ödemesine veya taşınmazı devretmesine hüküm veriyor.
- Yine Beyoğlu'nda Şehitmuhtar Mahallesi, İstiklal Caddesi'nde 86
metrekarelik bir "kâgir ve dükkân vasıflı ev" için AİHM tam 2 milyon
200 bin euro değer biçiyor! Türkiye'nin ya bu parayı veya bu
taşınmazı Yedikule Surp Pirgiç Ermeni Hastanesi Vakfı'na vermesini
kararlaştırıyor.
Kararın hukuki tartışması bir kenara, bu kadar fark olur mu?!
Üstelik daha küçük taşınmaza anormal derecede daha yüksek bedel!’’

Yani şunu demek istiyor Milyonlarca Avro ceza aldık. Bunu ödemek
yerine biraz da hoş görelim. Yalnız kulağı ters taraftan gösteriyor.
Yapmayacaklarmış ta mecburmuşlar havası estiriyor. Bu gün için
ödenecek 3 milyon Avro, ilerde ortaya çıkacak milyarlarca Avro zarar
verecek gelişmeleri önleyecektir.

Bu yasanın tamamı ele alındığında, Sosyal Devlet anlayışının devlete
verdiği bazı görevlerin vakıflara aktarıldığı, sadece hayır ve
yardım görevleri olan vakıfları ‘Ekonomide Önemli Müteşebbisler’
olarak planladığı görülmektedir. Bu yasada tarif edilen VAKIF, daha
ziyade ŞİRKET, STK, İSTİHBARAT İRTİBAT BÜROSU…vb her kılığa
girmiştir. VAKIFLIKTAN çıkmıştır. Bu nedenle, adının ‘VAKIFLAR
YASASI’ olmasına da ihtiyaç kalmamıştır. ‘HİYANET YASASI’ daha uygun
bir isimdir. Bu yasanın ANAYASA’nın 2 . Maddesiyle çeliştiği de
malumdur.
Bu yasanın en önemli hasarladığı öğeyse LOZAN ANTLAŞMASI’dır. Bu
antlaşma Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sözleşmesi niteliğindedir.
Bu nedenle de, ANAYASA değerindedir. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün
denetleyici işlevi yok edilmektedir. Bugüne kadar, Lozan Antlaşması
uyarınca Türkiye’de bulunan gayr-ı Müslim vatandaşlarımızın Osmanlı
Döneminde kurdukları bazı vakıflar 2762 sayılı yasayla güvence
altına alınmıştır. Bu yasa gereği ve ANAYASA’nın 2. Md. Uyarınca
hukuk güvenliği açısından bu tür azınlık vakıfları Vakıflar Genel
Müdürlüğü tarafından denetlenmektedir. Mütekabiliyet Esaslarına göre
İskeçe ve Gümülcine’de bulunan Türk Vakıflarının da bu uygulamaya
tabi olması gerekirken, günümüz itibarıyla Bölge Valilikleri’ne
bağlı oldukları görülmektedir. Bu yeni yasadaysa bırakınız İstanbul
Valisi, Vakıflar Genel Müdürlüğü bile denetleme yapamamaktadır.
Dahası da var. Rehberlik ve Teftiş Kurulu başkanını üçlü
kararnameden çıkararak sadece Başbakan veya görevlendireceği Devlet
Bakanının ataması sağlanmaktadır. Bu siyasi etkiyi artıracaktır.
Sonuç olarak, bu yasanın bazı maddeleri hali hazırda meclisten
geçmiştir ve yasanın tamamı da önümüzdeki hafta oylanacaktır. Bu
yasa çıkmaya doğru yol alırken, ağızlarına sürülen TÜRBAN
ŞERBETİ’yle kendilerinden geçip, ceylan derisi koltuklarda oy için
robotlar gibi parmak kaldıranlar İHANET’e EVET dediklerini
bilmelidirler. Yine, bu yasa çıkmaya doğru yol alırken, AB yeni
Müzakere Çerçeve belgelerinde yeni tavizlerini azmaya başlamıştır.
Bu taviz AYASOFYANIN KİLİSE OLMASIDIR. Dün miting meydanlarında
Ayasofya Cami olsun diye slogan atanlar, Ayasofya’nın kilise
olmasının yolunu açmaktadırlar. Yoksa bunların takiyyesi devlete
değil de kendilerine oy veren kitleye midir? Yoksa, bir ton kömür,
bir torba makarnanın bu işlere yettiğini düşünenler oy verenleri
koyun sürüsü yerine mi koymuşlardır, tabi malum kendi kafaları
içerisinde…Daha şimdiden, SOROS BORAZANI TESEV VAKFI yasayı
beğenmemekte, çok daha fazla imtiyazlar istemektedir.

Tüm akademisyenlere tanıdıkları milletvekillerini uyarmaları ve
meclise fakslar, elektronik postalar yağdırmaları için çağrı
yapıyorum.

VAKIFLAR YASASI İHANET YASASIDIR

Vedat BULUT
ADD Elazığ Şb. Başkanı
 
Bu yılan yasası bugün yapılan görüşmelerde kabul edilmiştir..UYUYANLAR UYANIN..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Yorum yaz!