KURTULUŞ SAVAŞI, BİR DERİN DEVLET DESTANIDIR
KURTULUŞ SAVAŞI, BİR DERİN DEVLET DESTANIDIR
>HÜSEYİN MÜMTAZ
>Müttefikler, Birinci Dünya Savaşı mağlupları ile ilki Almanya'yla
>Versay'da 28 Haziran 1919'da; sonuncusu da Osmanlı İmparatorluğu ile
>Sevr'de 10 Ağustos 1920'de olmak üzere beş ayrı anlaşma imzaladılar.
>Versay'ı kabul etmeyen Almanya, dünyayı kan ve ateşe boğan Hitler'i
>ve Nazizmi doğurdu…
>Sevr'i kabul etmeyen Türkiye ise Atatürk'ü ve cumhuriyet olarak
>şekillenen ‘'milli devlet''i.
>
>Sadece bu iki zıt sonuç bile batılılar ile içerideki batılı yardakçılarını, cümle muhibbanı, işbirlikçileri ve embeddedleri ince
>ince düşünceye
sevketmelidir.
>
>80 sene sonra Versay'ın olumsuz yönlerini ayıklayan Avrupa, bu sefer
>‘'Avrupa Birliği'' adı altında birleşerek; bir ve bütün halinde ve
>hep beraber bir türlü uygulamaya konulamayan Sevr'i tekrar ısıttı.
>
>57inci'den itibaren her hükümete AB kılığında imzalatılan sıralı
>Uyum Protokolleri, Ek protokoller ve Çerçeve Belgeleri, ‘'yeni
>Sevr''lerden başka bir şey değildir ey okuyucu.
>
>Tabip Tuğgeneral Şehidullah Fikri Altan, Balkan Harbi öncesi
>başlayıp, İkinci Dünya Savaşı sonrası biten anılarının 232'inci
>sayfasında şöyle yazıyor: ( ‘'Savaşçı Doktorun İzinde'' - Remzi
>Kitabevi. İstanbul 2005)
>
>‘'Bir nazır paşa, bir Şurayı devlet reisi ve bir sefiri kebirden
>oluşan heyetin son Yunan Harekâtından önce imza koyduğu Sevr
>Antlaşması biz askerleri hiç mi
hiç ilgilendirmemişti. Arkadaşlarla
>aramızda bir, iki kez konuşulduğunu, sonra omuz silkip geçtiğimizi
>anımsıyorum. Aslına bakarsanız vatanın toptan el değiştirmesine
>aracılık etmeleri bile umursanmaya değmezdi. Çünkü esas olan bizim
>için fiiliyattı. Kurtuluş mücadelemizde bir karış vatan toprağının
>yitirilmesi veya kazanılması, ulusal irade yoksunu imzalardan çok
>daha önemliydi.''
>
>Demek ki Sevr'i devlet ve hükümet kabul etmişti, asker etmemişti.
>
>Asker etmemişti; Misakı Milli Hudutlarının içinde vatanın dört bir
>yanındaki millet kabul etmemişti.
>
>Trakya-Paşaeli Müdafaa Heyeti Osmaniyesi (22 Ocak 1919), İzmir
>Müdafaai Hukuku Osmaniye Cemiyeti (17-19 Mart 1919), İzmir Reddi
>İlhak Heyeti Milliyesi (Aralık 1918), Vilayatı Şarkiye Müdafaai
>Hukuku Milliye Cemiyeti (4
Aralık 1918), Trabzon Muhafazai Hukuku
>Milliye Cemiyeti (12 Şubat 1919), Cenubi Garbi Kafkas Hükümeti
>Muvakkati Milliyesi (17-18 Ocak 1919) gibi cemiyet, kongre ve
>oluşumların hepsi de İzmir'in Yunanlılarca işgal tarihi olan 15
>Mayıs 1919'dan önce kurulmuş ve ilk kongrelerini yapmışlardı.
>
>Devleti Osmani Sevr'i imzalarken Demirci Akıncıları, Topal Osman,
>45'inci Piyade Alay Komutanı İsmail Hakkı, makinalı Tüfek Zabiti
>Teğmen Hamdi, Osman Çavuş hepsi 15 Mayıs 1919'dan önce birlikleriyle
>dağa çıkmışlardı.
>
>9'uncu Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa 16 Mayıs 1919 günü Galata
>Rıhtımından kendisini Kızkulesi açıklarında bekleyen Bandırma
>Gemisine götürecek istimbota İşgal kuvvetleri kontrolünde binmiş,
>gemiyi İngiliz İşgal kuvvetleri denetlemişti.
>
>19 Mayıs 1919 günü Samsun
rıhtımında ise Paşayı; 9 Mart'ta şehre
>çıkan 200 İngiliz askerinin silâhlarını aldığı bir ‘'şeref mangası''
>karşılamıştı.
>
>Yâni kıymetli okuyucu Sevr'i Devlet(-i Osmani) ve Hükümet (Damat
>Ferit) imzalamış; ülkenin dört bir yanına Mondros uyarınca yabancı
>kuvvetler çıkmış….
>
>…çıkmış ama askerler, subaylar ve komuta heyeti….
>
>..ve en önemlisi millet işgali, zilleti, utancı kabul etmemişti.
>
>Samsun'da komutanı karşılayan mağlup ve ‘'silahsız'' ihtiram
>kıtasından, sadece üç yıl sonra İzmir'in dağlarında çiçekler açtıran
>ve düşmanı denize döken bir süvari kolordusu yaratmak ise milletin
>azim ve kararlılığının ve lidere olan inancın eseridir.
>
>Demek ki ey millet,
>
>Türk Kurtuluş Savaşı; katıksız bir ‘'derin devlet destanı''dır.
>
>Çaresiz kalmış;
bütün limanları işgal edilmiş, bütün tersanelerine
>girilmiş, askeri terhis edilmiş devletin; ordusu ve milleti ile
>kendini koruma-kurtarma-savunma iç güdüsünün bir şaheseridir.
>
>Bütün bunlardan daha elim ve daha vahim olmak üzere; memleketin
>dahilinde iktidara sahip olanların siyasi emellerini işgalcinin
>siyasi emelleriyle birleştirdiği bir çaresizlik ortamında
>kendiliğinden doğan milli refleksin dışavurumudur.
>
>Ve şimdi, o halde tam da işte bu noktada; ‘'nerede o millet, nerede
>o asker, nerede o lider'' demenin tam sırasıdır.
>
>Tuğgeneral Şehidullah ne diyordu; ''Sevr Antlaşması biz askerleri
>hiç mi hiç ilgilendirmemişti. Arkadaşlarla aramızda bir, iki kez
>konuşulduğunu, sonra omuz silkip geçtiğimizi anımsıyorum''.
>
>Fakat şimdi AB'nin ‘'modern-çağdaş Sevr'' demek olan
bilumum
>anlaşmaları askeri ne yazık ki ilgilendiriyor.. Omuz silkip
>geçmiyorlar.
>
>Son zamanlarda sadece üye aidatlarıyla böyyük başarılara imza atıp
>görkemli toplantılar düzenleyen bir STÖ var, TESUD.. Türkiye Emekli
>Subaylar Derneği.. Ve onun da emekli paşa bir genel başkanı var.
>
>Bu emekli paşa genel başkan bir süre önce; Amerika'da mukim kronik
>nevazil bir muhteremin etki alanında olduğu malûm Zaman gazetesi'ne
>bir demeç vererek ne demişti biliyor musunuz?
>
>“Amacımız, Türk ordusunun AB karşıtı olmadığını kanıtlamak. AB
>kriterlerine en yakın kurumun TSK olduğunu göstermek istiyoruz.”
>
>Bunu nasıl yapacaklarmış;
>
>‘'Avrupalı meslektaşlarına Türk ordusunun demokrasiye müdahale
>etmeyen, çağdaş ve ilerici olduğunu göstererek…''
>
>Konu bu kadarla
kalsa iyi..
>
>TESUD'un bir de yayın organı varmış.. Bu yayın organının son
>sayısına Genelkurmay Başkanı bir demeç vermiş.
>
>Türkiye'nin Avrupa'ya katkı sağlayacağını belirten Özkök,
>“Osmanlı'nın Rumeli'ye ayak bastığı günden bu yana Türkler
>Avrupalıdır.” demiş. Türkiye Emekli Subaylar Derneği'nin ‘Birlik'
>adlı dergisine konuşan Özkök, “Türklerin Avrupalılığı, Osmanlı
>Devleti'nin Avrupa'ya ayak basmasıyla başlamıştır ve yaklaşık 600
>yıllık bir geçmişe sahiptir.” diye konuşmuş.
>
>Özkök, Atatürk'ün önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin, çok
>kısa bir zamanda Türk milletini demokrasi, insan hakları, laiklik ve
>hukukun üstünlüğü gibi Batı'nın da savunduğu evrensel değerler
>sisteminde buluşturduğuna dikkat çekmiş.
>
>“Çağdaş Avrupa değerleri Türkiye'nin de
değerleridir.” diyen
>Genelkurmay Başkanı, Türkiye'nin gerek coğrafi açıdan gerekse Batı
>değerlerini özümsemiş bir ülke olarak AB'ye şu anda üye olmasa bile
>zaten Avrupalı olduğunu vurgulamış. AB'nin 17 Aralık 2004 zirvesinde
>Türkiye ile 3 Ekim 2005'te üyelik müzakerelerine başlanması kararı
>aldığını hatırlatan Özkök, “AB'nin taahhütüne 3 Ekim 2005'te
>ülkemizle müzakerelere başlanması bir gelişme olarak
>kaydedilmelidir” ifadelerini kullanmış.
>
>Cumhuriyet'in 15'inci yıldönümü buruk kutlanır. Çünkü Atatürk ölüm
>döşeğindedir.
>
>Ankara Hipodromu'nda Ata'nın bayram mesajını Başvekil Celal Bayar
>okur. Mesajın ‘'ordu'' ile ilgili bölümü şöyledir:
>
>‘'Görevin, Türk vatanının ve Türklük camiasının şan ve şerefini iç
>ve dış her türlü tehlikeye karşı korumaktan ibarettir''
der.
>
>TSK İç Hizmet Kanun ve Yönetmeliğine 35'inci maddenin konulmasına
>daha 22 yıl vardır.
>
>Atatürk Türk Ordusuna ‘'Türklük camiasının şan ve şerefinin
>korunması''nı emrediyor.
>
>Türklük camiasının şan ve şerefi mi?
>
>2006 yılı Kurban Bayramı'nın üçüncü günü Başbakan Recep Tayyip
>Erdoğan memleketi Rize'ye gider.
>
>Güneysu ilçesindeki evine giderken gençler kendisini şöyle karşılar:
>
>‘'Potamya'da doğdu/ Başbakan oldu / helal olsun sana Tayyip
>Erdoğan''.
>
>Başbakan'dan ve çevresinden herhangi bir tepki gelmez.
>
>Bize de ‘'Potamyalılar''ın; Başbakanın çok sık bahsettiği alt-üst
>kimlik skalasının neresinde olduğunu merak etmek düşer.
>
>Aynı bayramın ilk günü Star TV'de Yıldız Tilbe'nin programı vardır.
>
>Programında Balık
Ayhan, Ziynet Sali, Ankaralı Turgut ve Rojin'i
>ağırlayan Tilbe, Sali'ye "Sen Yunanlı'sın değil mi?" diye sorar.
>Sali ise "Hayır Türk'üm. Kıbrıs Türk'üyüm" yanıtını verir. Bunun
>üzerine Tilbe Kürt, Balık Ayhan Roman ve Rojin de Kürt olduğunu dile
>getirir. Yıldız Tilbe, programında Anadolu kültürlerinin buluştuğunu
>söyler.
>
>Tilbe'nin bu sözlerinin ardından program müdürü Yüksel Evsen'i
>arayan eski Ulaştırma Bakanı İbrahim Özdemir, "Yıldız Hanım neden
>Türk olduğunu söylemiyor? Neden Kürt kökenli olsa da Türklüğünden
>bahsetmiyor?" diye not bırakır.
>
>Özdemir'in notuna tepki gösteren Tilbe, canlı yayında şunları
>söyler:
>
>"Ulaştırma Bakanı 'Neden Türk olduğunu söylemiyor?' diye sitem
>etmiş. Anam Tuncelili, hem Zaza hem Kürt, babam Ağrılı Kürt. Ben bu
>topraklarda
doğdum, büyüdüm. Kürt neyse, benim için Türk de odur,
>Laz da odur, Çerkez de odur. Hiçbir farkı yoktur. Bunlar birbirinden
>ayrılamaz'' der.
>
>Ben ey millet şimdi ve bu dakikadan sonra sadece Türkçe türkü ve
>şarkı söyleyen, Türklüğü yücelten, Türklüğünü öne çıkaran Türk
>sanatçıların yer alacağı söz ve saz programları, televizyon ve
>radyoları istesem çok şey mi istemiş olurum?
>
>Uyum Paketleri ve Kopenhag kriterlerinden sonra neden ‘'Türk
>televizyonları'' da olmasın?
>
>Kürtlerin ağdalı kürt şivesiyle konuştuğu halı reklamlarını neden
>seyredeyim, o halıları neden alayım?
>
>23 Mayıs 2003 tarihinde, o zamanlar günlük yazdığımız gazetede
>şunları yazmışız:
>
>“Aynı 20 Mayıs günü İstanbul'da Salacak'ta bir başka anma toplantısı
>daha yapıldı. Güneş batarken
Kızkulesi'ne doğru Çerkezler mum
>yaktılar ve denize çiçekler bıraktılar. Kameralar önünde koro
>halinde Çerkezce ağıtlar yaktılar. Dillerini ekranlara taşıdılar.
>
>Gazetelere verdikleri ilânlarda ‘1864 Çerkes Sürgünü'nü anıyoruz'
>diyorlardı. ‘Güzel yurtlarımız vardı' diyorlardı.
>
>137 yıldır yaşadıkları bu toprakları yurt edinememişler miydi,
>kabullenemiyorlar mıydı?
>
>Geçen sene, daha önceki sene, daha önceki sene, 137 yıldır
>neredeydiler? Neden Salacak sahillerinde değillerdi?
>
>Yoksa bu sene onları Salacak sahiline, “Kopenhag süreci” mi
>taşımıştı?
>
>İlanın altında diyorlar ki; ‘1864 Rus-Kafkas savaşının ardından
>Adige, Abhaz, Ubıh nüfusunun % 70'i yurtlarından edildi. Sağ
>kalanlar Osmanlı topraklarına geldi. Halen Çerkes nüfusunun büyük
>çoğunluğu
diasporada yaşıyor.'
>
>Düşküne kucak açmakla kötü mü etmişti Osmanlı?
>
>137 yıldır Türkiye'de barındıkları halde kendilerini halâ daha
>diasporada addedenlere ben de ‘yaban'cı gözü ile bakarsam, haksız
>mıyım?''
>
>Uyum Paketleri ve Kopenhag kriterlerinden önce de neden Salacak
>sahilinden Kızkulesi'ne doğru çiçek bırakıp Çerkezce ağıt yakmıyordu
>Çerkezler?
>
>Attila İlhan'ın son on sayfasını eksik bırakarak öldüğü Gazi
>Paşa'sı, 2006'nın ilk günleriyle beraber yayınlandı.
>
>‘'Gazi Paşa''; ‘'Çerkez milletinin düveli muazzamaya ve alemi
>insaniyet ve medeniyete umumi beyannamesi'' ile başlar.
>
>Bu ‘'beyanname''; Türk Kurtuluş Savaşı'nın kan ve ateş denizinin
>içinden geçilen 1921 yılının 11 Teşrinieevvel'inde İzmir'de toplanan
>‘'Şarkı Karip Çerkezleri
Temini Hukuk Cemiyeti''nin kongresinde
>kabul edilmiştir.
>
>Beyanname'de kısaca ‘'Anadolu'da elyevm mukim buluna Çerkezler
>sıhhata karip bir hesapla iki milyon raddesindedir'' denildikten
>sonra;
>
>‘'….Çerkezlik mûhik ve tabii bir kararla, kendisine halâs-ü necat
>vadeden Yunan ordusuna iltihak etmeyi, menafi-i hayatiye ve
>milliyesi iktizasından addetmiştir.
>
>Nitekim daha evvel Arnavut ve Arap akavam-ı necibesinin de
>Türklerden iftirak ve infikakla ecnebi halaskara aynı saik ve endişe
>ile iftihak ve temayül ettiklerine şüphe yoktur.
>
>Bundan sonra bir buçuk sene devam eden mücadele esnasında Çerkezler,
>Müslim ve gayri Müslim binlerce nüfusu masumeyi, Millicilerin
>katliamından kurtarması itibariyle şayanı tezkâr, hirematı memduhada
>bulunmuşlardır'' İfadeleriyle
son bulur.
>
>1921'in ‘'ecnebi halaskârı'' Yunanlılar ve arkasındaki Avrupalılar;
>o ecnebi halaskâra iftihak ve temayül edenler de Arnavut ve Arap
>akavamı necibelerdir kıymetli okuyucu.
>
>Peki 2006'nın ecnebi halaskârları yâni yabancı kurtarıcıları
>kimlerdir?
>
>Avrupa Birliği…
>
>2006'da ‘'Millicilere'' karşı o yabancı kurtarıcıya ‘'iftihak ve
>temayül eden'' akavamı necibe yani kavmi necibler kimdir?
>
>Recep Tayyip Erdoğan'ın Hakkâri'de ve sair yerlerde her fırsattan
>istifade saymaktan zevk duyduğu, cümle ‘'alt kimlikler''..
>
>Cumhuriyet ilan edilirken, Çerkez Hüseyin Rauf Bey; ‘'Bizde vaziyeti
>umumiyeyi tutmak güçtür. Bunu ancak herkesin erişemeyeceği kadar
>yüksek görülmeye alışılmış bir makam temin edebilir. O da makamı
>hilafet ve saltanattır. Onu
lağvetmek, yerine başka bir mevcudiyet
>ikamesine çalışmak felaket ve hüsranı muciptir. Asla caiz olamaz''
>der.
>
>‘'Ben saltanat ve hilafet makamına vicdanen ve hissen merbut bir
>kulum. Çünkü benim babam padişahın nanü nimetiyle yetişmiş, Osmanlı
>devletinin ricali sırasına geçmiştir. Benim de kanımda o nimetin
>zerratı vardır. Ben nankör değilim, olamam. Padişaha muhafazai
>sadakat borcumdur, halifeye merbutiyetim ise terbiyem icabıdır''
>diye devam eder Çerkez Hüseyin Rauf Bey..
>
>Ertesi gün Meclis'te gizli oturum.
>
>Mustafa Kemal şöyle der:
>
>‘'Hakimiyet ve saltanat, hiç kimseye, ilim icabıdır diye, müzakere
>ile, münakaşa ile verilmez. Kudret ve zorla alınır. Nitekim Türk
>milleti hakimiyet ve saltanatı, isyan ederek, kendi eline bilffil
>almıştır''
der.
>
>Devam eder ‘'demokrat'' Mustafa Kemal;
>
>‘'Burada toplananlar, Meclis ve herkes meseleyi tabii görürse
>fikrimce çok iyi olur. Aksi takdirde hakikat yine usulü dairesinde
>ifade olunur. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir'' der.
>
>Sonunda ne mi olur?
>
>Cumhuriyet ‘'oybirliği ve alkışlarla'' ilan edilir kıymetli
>okuyucu..
>
>1921'de Sevr'i asker kabul etmemişti; 2005'de TESUD askerin Sevr'in
>beterini tezgâhlayan AB'ye karşı olmadığını ispat etmeye çalışıyor.
>
>1923'ün; hakimiyet ve saltanatı…. kudret ve zorla….. isyan ederek….
>kendi eline bilfiil alan Türk milleti 2006'da davul zurna ile ‘'alt
>kimliklerden biri'' seviyesine indiriliyor.
>
>1938'in 29 Ekim'inde Atatürk orduya ‘'Türk vatanının ve Türklük
>camiasının şan ve şerefini iç ve dış
her türlü tehlikeye karşı
>koruma'' görevi veriyor.
>
>2006'da TESUD Dergisinde ‘'Çağdaş Avrupa değerlerin Türkiye'nin de
>değerleri olduğu'' ifade buyuruluyor.
>
>Hakkari'de Türk jetlerine sövülmesinden..
>
>‘'TC kimliğini istemiyorum'' söylemlerinden..
>
>……..teröristlere cenaze töreni yapılmasından..
>
>Ermeni sınırı, Dicle-Fırat arasını uluslar arası komisyona havale
>etmekten..
>
>Kürdistan'a hava sahasının açılmasından…
>
>Batman'da ‘'Burası Kürdistan'' diye miting yapılmasından kimse söz
>etmiyor.
>
>Kimse ‘'kafaların kesilmesinden'' söz edemiyor.
>
>Varsa yoksa ÖHD…
>
>‘'Özel Harp Dairesi ne zararlı şeymiş yahu!'' plağı tekrar tekrar
>çalınmaya başlanılıyor.
>
>Gerçekte Özel Harp Dairesi mutlaka eleştirilmelidir,
çünkü yanlış
>yapmıştır.
>
>Ama Bolu'da kar yağdırıp zincirsiz sürücüleri yolda bıraktığı….
>
>Yahut Alibeyköy deresini her yağmurda taşırıp ruhsatsız
>gecekonduları su bastırdığı…
>
>Veya Iğdır'da kuş gribine neden olduğu için değil…
>
>1958-74 arası, hem de Nato Müttefiki İngiliz Sömürge Yönetimine
>karşı Kıbrıs adasındaki Türklerin can ve mal güvenliğini başarıyla
>koruyan ve böylelikle…
>
>Şimdi çok büyük bir lâf edeceğim, dikkatle okuyun…
>
>‘'Ve böylelikle soğuk savaş döneminin başarıya ulaşan tek
>gayrinizami harb örneğini veren Özel Harb Dairesi..''
>
>Neden ayni uygulamayı..
>
>Türklerin bulunduğu diğer coğrafyalarda da yapamadı-yapmadı diye
>eleştirilmelidir.
>
>Almanlar Hırvatları;
>
>İngilizler
Kürtleri;
>
>Ruslar Abazaları;
>
>Amerikalılar Irak'ta Kürtleri; İran'da Azerileri aynı maksatla
>kullanıyor da Türkler'in….
>
>Türkiye'nin, hem de kendi kanından ve canından olan ‘'Türklük
>camiasını'' (1938; 29 Ekim. Ankara Hipodromu) kendi can ve mal
>güvenlikleri için örgütlemesi, onlara yol yordam, yön yöntem
>göstermesi neden ayıp oluyor?
>
>Anlamak bir türlü mümkün olmuyor.… 14 Ocak 2006
>
>“57'iNCİ ALAY ÇANAKKALE'DE, TRABLUSGARP'TA, FİLİSTİN'DE, SAKARYA'DA
>
>57'inci ALAY KARABAĞ'DA, KARASU'DA, KERKÜK'TE, KIBRIS'TA
>
>57'İNCİ ALAY HERYERDE
>
>HEPİMİZ 57'İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”
Konu: ETNİK MİLLİYET
HER KALEM TARİH YAZSAYDI
BÖYYLEE TARİHİMİZ OLURDU
VAY BE
AKILLI OLAN DEDİĞİN GİBİ 137 YIL YAŞADIĞIN SIRTINI YASLADIĞIN SAVAŞINDA BARIŞINDA YANINDA OLDUĞUN KARDEŞLERİNLE ARANI AÇMA BENDE BAZI ŞEYLER ANLATAYIM SANA BIRAK ÇERKEZLERİN YAPTIKLARINI ANLATMAKLA BİTMEZ ŞU AN EN BEYENMEDİĞİNİZ KÜRTLER DAHİ KURTULUŞ SAVAŞIMIZIN EN BÜYÜK KAHRAMANLARIDIR ARAPLARDAN GELİP SAVAŞA KATILANLARDAN BAHSETMİYORUM AFKANİSTAN DÜNYANIN ÖBÜR UCUNDAN KARISININ BACISININ ALTINLARINI GÖNDERENLERDEN DE BAHSETMEYELİM AMMMAAA KİM Kİ DERSE BU VATANIN DÜNÜNDE BUGÜNÜNDE MİM KEMAL ÖKE GİBİ TARİHÇİLERİN DOĞRULARIYLA BİRBİRİMİZİ KOLLAYALIM KIRICI PARÇALAYICI DEĞİL BİRLEŞTİRİCİ TOPLAYICI OLALIM LÜTFEN CANIM KARDEŞLERİM
Bağlantı »
Konu: DUYGULARIM
YÜREĞİNE SAĞLIK BE CAN KARDEŞİM UZUN ZAMANDAN BERİ DUYMAK İSTEDİĞİM BU TARİHİ GERÇEKLERLE BU GECE BENİ ÇOK MUTLU ETTİN SAĞOL VAROL !!!
Bağlantı »