Ramazanlar Güzeldir..

.

Dindar olmasan da güzeldir Ramazan.
Iskalanmaması, tadına varılması gereken
çok özel bir dönemdir.


Ramazan;
sıcak pide kuyruğundaki sabırsız bekleyiştir.
Posta kutunda davulcuların fotoğraflı ilan savaşları;
elinde tokmak, kapına dayanmış bıyıklıdır.
Eski günlerdir;
anneannendir, dedendir, oradan oraya koşturan aç annendir.
Gün doğumuna yakın; uykulu gözlerle içtiğin çay,
televizyondaki Türk filmi, radyodaki türküler ve oyun havalarıdır.
Gün batımına yakın; mutfaktan gelen mis gibi kokular,
tertemiz masanın üzerindeki zeytin tabağı, beklediğin ezandır.
Alış veriş sonrası verilmiş imsakiye, abur cubura uzun aradır.
Minarelerdeki renkli floresanlar, akşam sokakta atılan volta,
ciğerin en derinine çekilmiş dumandır.
Yetişilememiş bir iftar, uyanılamamış bir sahur,
erken kopartılmış bir lokma ekmektir kimi zaman.
Bir ortaklık duygusudur Ramazan.
Yalnız, yapayalnız olmadığının duygusudur.
Hep birlikteliktir.
Acıya, sıkıntıya beraber katlanma,
ödülünü de beraber paylaşmadır.
Çevrende onca gönülle aç kalmış insan varken,
“sizinleyim – ben de yemiyorum!” dur.
Arkasından gelen bayram, öpülen eller, açılmış kollar,
belki bir daha asla olamayacak sımsıkı kucaklaşmalardır.
“İyi dilekler”dir Ramazan.
Yüzyıllardır süregelen bir paylaşma dönemini ıskalamayın.
Dindar olmasan da, tek dua bilmesen de,
çok güzeldir Ramazan.
Tadına varın...


Yalçın Ergir
Bu yazının PowerPoint sunumu:
http://www.ergir.com/ramazan_guzeldir.htm
adresindedir.




(AKARSU / düş hekimi - 2 kitabından)

Yorum (yok) Yorum yaz!

Abdulkadİr Geylanİ H.z TÜrbesİnden GÖrÜntÜler

Tanımlı Abdulkadİr Geylanİ H.z TÜrbesİnden GÖrÜntÜler

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم / Bismillahirrahmanirrahim..

 




 
Allâhümme salli alâ Muhammed
Muhakkak ki Allah ve melekleri Peygamber’e hep salat ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salat edin ve tam bir içtenlikle selam verin.”(Ahzab,56)
 



İki göz vardır ki, cehennem ateşi onlara dokunmaz : Allah korkusundan ağlayan göz, bir de gecesini Allah yolunda, nöbet tutarak geçiren göz.

Abdulkadiri Geylani Hz.    
 

 

ABDULKADİR-İ GEYLANİ (KSA) HAZRETLERİ'NİN HAYATI

ŞEYH SEYYİD, ŞERİF ABDÜLKADİR GEYLANİ (KSA) HZ.LERİ'NİN BABA TARAFI SOY ŞECERESİ

01.  Hz İmam-ı Ali [Necef]

02.  Oğlu Seyyıd İmam-ı Hasan [Medine]

03.  Oğlu Şerif Hasan-ül Müsenna (Şeyh Hasan Şazili ceddi)

04.  Oğlu Şerif Abdullah Muhid

05.  Oğlu Şerıf Musa El Cevni

06.  Oğlu Şerif Abdullah Sani

07.  Oğlu Musa Sani

08.  Oğlu Şerif Davud

09.  Oğlu Şerif Muhammed

10.  Oğlu Şerif Yahya

11.  Oğlu Şerif Ebu Salih Cengi

12.  Oğlu Şerif Abdülkadir-i Geylani [Bağdat] (Kadriyye Tarikatı Piri)

 

ŞEYH SEYYİD, ŞERİF ABDÜLKADİR-İ GEYLANİ (KSA) HZ.LERİ'NİN ANNE TARAFI SOY ŞECERESİ

01.  Hz İmam-ı Ali [Necef]

02.  Oğlu Seyyid İmam-ı Hüseyin [Kerbela]

03.  Oğlu Seyyid İmam-ı Zeynelabidin [Medine]

04.  Oğlu Seyyid İmam-ı Muhammed Bakır [Medıne]

05.  Oğlu Seyyid İmam-ı Cafer-i Sadık [Medine]

06.  Oğlu Seyyid İmam-ı Musa-i Kazım [Bağdat]

07.  Oğlu Seyyid İmam-ı Ali Rıza [Meşhed]

08.  Oğlu Şeyh Seyyıd Ca’fer-i Sani

09.  Oğlu Şeyh Seyyid Musa

10.  Oğlu Şeyh Seyyid Kemaleddin

11.  Oğlu Şeyh Seyyid Abdullah

12.  Oğlu Şeyh Seyyid Mahmud

13.  Oğlu Şeyh Seyyıd Cemaleddin

14.  Oğlu Şeyh Şeyyid Abdullah

15.  Kızı Seyyide Fatıma

16.  Oğlu Şeyh Seyyid Abdülkadir-i Geylani [Bağdat] (Kadriyye Tarikatı Piri)

(Allah hepsinden razı ve memnun olsun.. Cümlesinin ruhuna FATİHA...)

 

Seyyid Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri kerametler sarayının eşsiz sultanı Zahir ve Batın ilimlerinin dipsiz denizi, gönlü eşsiz incilerle dolu hak kahramanı, iç gözlerine İlahi Nurun sürmesi çekilen Gavsu's Samedani, büyük İslam Alimlerinden ve evliyanın en meşhurlarından. Asıl adı "Muhyiddin". Künyesi: "Ebu Muhammed"dir. "Gavsul Azam", "Kutb-i Rabbani", "Sultan-ül Evliya", "Kutb-i A'zam", "Baz-ül Eşheb" gibi lakabları vardır. Neseb yönünden de sonsuzluk nebisine ulaşan nur neslinden doğumu ve doğduğu mübarek yer Hazer denizinin güneyinde, İran'ın Geylan kasabasının (Nif isimli köyünde) Hicreti Nebeviyye'nin 470. (M. 1077) senesinde, dünya bahçesine teşrif ettiler.

"İnne Biiznil-lahi Sultan-ür-rical. Cae fi Aşkin, teveffa fi kemalin." "Şüphesiz ki, insanların sultanı "aşk" ile geldi. "Kemal" ile vefat etti" manasına gelen beyitte: "Aşk" kelimesi ile Ebced hesabına göre (470) doğum tarihi ve "Kemal" kelimesi İle de 91 sene olan ömrüne işaret edilmiştir. Doğumlarından önce nice harikulade haller meydana geldi. Nasıl mı? Şöyle...

Hicri 470.nci yılı Ramazan ayının birinci gecesiydi. Babası Seyyid Ebu Salih yatağına uzanmış yatıyordu. Bir müddet sonra rüya aleminin kapısı kendine açıldı. Önüne tarifi imkansız bir yer çıktı. Orada Nebiler Nebisi (S.A.V), Sahabe-i Güzin ve bütün veliler toplanmıştı. Varlığın sebebi olan Cenabı Peygamber (S.A.V) Seyyid Salih'e: "Ya Ebu Salih! Ey benim evladım! Ne saadet sana ki, her şeye gücü yeten, her yerde hükmünü yürüten Yüce Allah (CC.) Hz.leri sana bu gece bir erkek evlad ihsan eyledi. Öyle bir evlad ki, müstesna bir varlık, rütbe ve derecesi bütün velilerin üstündedir. O benim evladımdır ve soyumdandır. O'nun derecesi ve şanı başkalarından çok üstün ve yüksek olacak" buyurarak müjdeledi.

Sabah olur olmaz Seyyid Salih yatağından fırladı. Gönlü gözü sevinç ve sürurla dolmuştu. İşte o gün Seyyid Abdülkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri dünyaya teşrif etmişlerdi. Seyyid Salih her tarafından nurlar ve ışıklar çağlayan bu müstesna bebeği kucağına alıp dakikalarca kokladı ve sevdi. Gerçekten de o aşk ile geldi ve aşk ile ömür sürdü. Ömür nefeslerinin incilerini gökyüzününün aydın güneşi gibi pırıldattı. 91 senelik ömründe hep ilahi aşk ile yandı. Gece gündüz Kabe mumu gibi ışıklar saçtı. Annesi Fatıma binti Ebu Abdullah Seyyidedir. Geylan kasabasının büyük şeyh ve zahidlerinden biriydi.

Hz. Pir Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.lerinin babası Hz. İmam-ı Hasan (ra.Hz.)leri'nin oğlu olan Hasen-i Müsenna'nın oğlu Abdullah'ın soyundandır. Bu Abdullah'ın annesi, Hz, İmamı Hüseyin (ra.Hz.)leri'nin kızı Fatımadır. Hem baba tarafından, hem de ana tarafından Peygamberimizin (SAV) Efendimizin soyundan olup, hem Şerif hem Seyyiddir. Annesi ve Babası evliya idiler.

Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri fıkıh ve hadis ilimlerinden müctehid idi. Tasavvufta ise yüksek bir evliya ve mürşidi kamillerin en başta gelenlerindendir. Annesi şöyle anlatmıştır:  "Oğlum Abdulkadir doğduğunda, Ramazanı Şerif başlamıştı. Birinci gün, imsak vaktinden güneş batıncaya kadar süt emmedi. Bu hali diğer günlerde de devam etti. Ramazanı Şerif boyunca gündüzleri hiç süt emmedi. Anladım ki, Ramazanı Şerife hürmet ediyor. Oruç tutuyordu." Ondan sonraki Ramazanın başlayıp başlamadığı keşfedilemeyince nur yumağı çocuğa dikkat ettiler. Güzeller güzeli bebek o gün yine süt emmedi. Tahkik edildi, anlaşıldı ki, o gün Ramazanın birinci günüymüş. Diğer Ramazan başlarında da halk hava bulut olduğundan dolayı Ramazanı tesbit edememişlerdi. Çocuğunun bu meziyetlerini bilenler "Ramazanı tesbit edemedik, Abdulkadir bu gün süt emdi mi?" diye sordular. "Ey Allah'ın (CC) Hz.leri'nin kulları. Size müjdeler olsun ki, oğulcuğum bugün süt emmedi"dedi.

Onun çocukluğu hiçbir çocuğun haline benzemiyordu. Dünya bahçesine gelir gelmez Hak yolunda yürümeye başlamıştı. Onun iç gözlerine Hikmet Sürmesi Hak eliyle çekilivermisti. Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri doğmadan önce, Bağdatta bulunan Alim ve Evliya zatlar, onun doğacağını müjdelemişlerdir. Seyyid Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri, önce doğduğu yerde ilim öğrenmeye başladı. Daha küçük yaşta iken Kur'an-ı Kerim'i ezberledi.

Vefâtı: Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri vefât edeceği sırada, oğullarına buyurdu ki: "Yanımdan ayrılın! Çünkü zâhirde, görünüşte sizinle, bâtında sizden başkasıyla yâni Allahü teâla ile berâberim." Yine o esnâda buyurdular: "Yanımda sizden başkaları da vardır. Onlara yer açın. Onlara edebi gözetin. Burada büyük rahmet vardır. Onları sıkıştırmayın!" Yine; "Aleyküm-üs-selam ve rahmetullahi ve berekâtühü. Allahü teâlâ beni ve sizi magfiret etsin! Allahü teâlâ benim ve sizin tövbelerimizi kabûl etsin!" Bir gün bir gece hep böyle buyurdular.

Oğlu Şeyh Abdürrezzâk anlatır:


Gavs-ül âzam, o esnâda, ellerini kaldırıp, uzattı ve; "Ve aleyküm selâm ve rahmetullahi ve berekâtühü! Tövbe ediniz!" buyurdu.

Vefât ederken iki defâ; "Allahümme refîk al a'lâ." deyip; "Size geliyorum, size geliyorum." buyurdu. Tekrar buyurdu ki: "Durun!" Bunun ardından, ona ölüm ve sekerât hâli geldi. Bu hâlde iken; "Bana kimse bir şey sormasın. Ben, Allahü teâlânın ilminde bir hâlden başka bir hâle geçmekteyim." buyurdu.

Son anlarında, oğlu Abdülcebbâr; "Babacığım, bedenin acı duyuyor mu?" diye arz edince; "Bütün uzuvlarım acı içindedir. Yalnız kalbimde hiç acı ve elem yok. O, Allahü teâlâ iledir." buyurdu.

Oğlu Şeyh Abdülazîz; "Hastalığınız nasıldır?" diye sorunca; "Benim hastalığımı, insan, cin ve meleklerden hiçbiri bilmez ve anlayamaz. Allahü teâlânın ilmi, hükmü ile nâkıs olmaz. Hüküm değişir, ilim ise değişmez. Allahü teâlâ, dilediğini siler, dilediğini yazar. Ümm-ül-kitab O'ndadır, O'na yaptığından suâl olunmaz. Kullara ise, yaptıkları sorulur." buyurdu.

Daha sonra; "Kudret ile hâkim, kullarına ölüm ile gâlib olan Allahü teâlâ, her ayıp ve kusurdan münezzehdir. Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah!" Sonra da; "Allah Allah Allah..." deyip sonra sesini kesti, dilini damağına yapıştırıp, mübarek rûhunu teslim eyledi.

Vefâtı büyük bir üzüntüyle karşılandı. Cenâze namazını kılmak üzere, görülmemiş bir kalabalık toplandı. Cenâze namazını oğlu Abdülvehhâb kıldırdı. O kadar insan toplanmıştı ki, kalabalık sebebiyle ancak gece defn edilebildi. İnsanlar, büyük kalabalıklar hâlinde ziyâretine geldiler. Bu ziyâretler günlerce devâm etti.

Abdülkâdir Geylânî hazretlerinin kız ve erkek pek çok çocuğu vardı. Nesli onlar vâsıtasıyla dünyânın çeşitli yerlerine Mısır, Kuzey Afrika, Endülüs (İspanya), Irak, Suriye ve Anadolu'da yayılmıştır. Oğullarından Ebû Abdurrahmân Şerefeddîn Îsâ Mısır'a hicret etmiş olup şimdi Mısır'daki Kâdirî şeriflerin dedesi odur. Torunları, Kuzey Afrika'da daha çok Şerif ve Şurefa gibi isimlerle, Irak, Suriye ve Anadolu'da ise Seyyid ve Geylânî diye anılmaktadır.

Eserlerinden bâzıları şunlardır:

1) El-Gunye li-Tâlibî Tarîk-ıl Hak: Îmân, ibâdet ve ahlâkî konuları ihtivâ eder. 2) El-Fethurrabbânî vel-Feyz-ur-Rahmânî: Vâzlarından meydana gelir. 3) Fütûh-ul-Gayb: Bu eser vâzlarından ve oğlu Abdurrezzak'a vasiyetinden meydana gelir. 4) El-Fuyûzâtu'r-Rabbâniyye fî Evrâd-il-Kâdiriyye: Duâ ve virdlerden meydana gelir. 5) Mektûbat: On beş mektuptan meydana gelir.

 

Yorum (2) Yorum yaz!

DUANIN GÜCÜ

Kalin

Yazar: Burçin İvren 
Konuşurcasına
-Dua Hakkında-
Bir araştırma vardı. İçeriğini tümüyle bulduğumda, dergiye vereyim. Özeti şuydu, yoğun bakımda dizili hastalar var. İçlerinden dua edilen hastalar –ki aslında doktorun kendisi ve hasta bunu bilmiyor- daha hızlı bir şekilde iyileşiyorlardı. Duanın sadece dini bir öğreti olmasından ziyade, bunun bilimsel fiziksel önemleri var.Araştırmaları sizinle paylaşmaktayım.Benim bakış açıma göre, bir kişi için dua edildiğinde onun yaşam enerjisini büyüten besleyen ve destekleyen , negatifliklere karşı bir zırh gibi saran –ışık-  göndermiş oluyoruz. Dua edildiğinde yaşam enerjisi büyüyen bireyin, yaşam enerjisine bağlı organları, hücreleri, ve zihnindeki düşünce süreçlerini , niyetin tesiri yönünde etkilemiş oluyoruz. 
Bir dostum için dua ederken, sanki Allah yukardaymış gibi algıladığımı ve onun istediğim şeyi gerçekleştirmesi için, bir bakıma ikna için, aynı cümleyi onlarca kez tekrarlıyordum. Ama yanlış olduğunu düşündüm. Birincisi, bizden çok uzaktaymış gibi, ikincisi ise onu ikna için ya da duyması için ne kadar çok dersek, o kadar çok bizi duyma ihtimali artacakmış gibi. Gerçi son cümlenin doğruluk payı var ama fark edemediğimiz şey şu; birinci cümleyi söylerken, ardından ikinci cümleyi hızlı hızlı söylemeyi planladığımız için, birinci cümlenin anlamına odaklanamamış olmamız. 
Dua yürekten gelir ve bir tarifi yoktur. 
Ama dua ‘sistemli enerji yaratımı’dır. Yani enerjinin beyin dalgalarının doğru ve odaklı kullanılabilmesi gerekir. 
Benim bakış açıma göre, Yaratıcının tepemizde bir yerde değil de ona bir şey dediğimizde nefes kadar, damar kadar, hava kadar bize yakın olduğunu bilmek ve hissetmek gerekiyor. İkincisi aynı cümlenin hızlı ve ezbereymiş gibi tekrarları bol söylenimi yerine,  bir defada, -tam odaklı- istenilen durumun başlangıcı, genişleyişi ve sonucunu tümüyle gerçek olmuş gibi yapılan dua, bence daha hayırlıdır. Yani bir defada istenilen sonucun gerçekleştiğinin imgelendiği bir dua… Ve bir defada odaklanılmış duanın ardından, elbette ki tekrarları yapılmalıdır.
Yani şöyle açıklayayım. 
-Allah’ ım çabuk iyileşsin, çabuk iyileşsin – diye onlarca kez ezber tekrar yerine O kişinin kendisini huzurlu hissettiğini varsayan enerji gönderimi, ardından o kişi ile zihinsel bağlantı yani kişisel boyutta değil de ikinizin ruh olduğunu farz ederek ona ilettiğiniz güçlendirici ifadeler, ardından Allah’ın onun ihtiyacına uygun şeyi sürekli vermesini istemek, Allah’ın o şeyi verdiğini farz etmek. Sanki gerçekten verdiğini, istek duyulan durumun şimdi gerçek olduğuna inanmak bir süre… Ve o kişinin ihtiyacı olan şeyin enerjisel düzeyde karşılandığını hayal etmek. Ve sonra şükretmek…
Tek seferde yoğunlaştırılmış dua yani…
Şimdi şunu fark etmek gerek. İyileşmesini istemek yerine –iyileştiğini düşünmek, öğle hissetmek- de gerekir.
Çünkü Allah’ın yarattığı enerji sisteminde, enerji işleyişinde, bir şeyin gerçekleşmesi için,’onun gerçekleşmiş olduğu’na inanmak gerekiyor… Yani zihin ‘oluş’dan önce geliyor. 
Tabi bu işlemler sırasında, zihnimizden, şifayı engelliyecek, korkuya dayalı ya da olumsuz bir sürece dayalı herhangi bir duygu geçmezse, enerji aktarı kesilmemiş olur.
Çünkü bir bakıma, olumsuz duygularda enerji yaydığından, aslında onlar bir bakıma ‘bilinçsiz dua’ sayılabilir. 
Tabi bunun yanında Kuran ayetlerinin şifa gücü olduğuna inanıyorum. Bu konu hakkındaki araştırmayı diğer sayıda aktaracağım.  
Bir de size şunu diyeceğim. Hasta olan yoğun bakımda olan bir yakınınız varsa, sakin olun. Onun şuanda sizin sevgi gözyaşlarınıza, zihninizden geçen korku ve kaybetmek üzerine kurulu senaryolara ihtiyacı yok…
Onun kendi yaşam enerjisi üzerine, sizin dualarınızın sevgisine ihtiyacı var. Sessizce odaklanın ve bağlantı kurun. Şifanın verildiğini hissedin. Yaratıcının istediğinizi kabul ettiğini düşünün ve topluca dua edin. 
Bir yerde okumuştum. Yoğun bakımda olan kişiler için yapılan dualar, çekme enerjisi oluşturuyor ve buradan ayrılmaları zorlaşıyor. Çünkü yapılan sevgi ve kal içerikli dualar, onların burada bedenlerinin içinde kalmaları, yaşamlarına devam etmeleri gerektiğini  hücresel ve ruhsal düzeyde hissettiriyormuş. Ve burada kalma olasılıkları bu durumda, -eğer ki Tanrı onu almak adına kesin bir kader çizmemişse-, arttırmış oluyoruz. 
Birisi için düşündüklerimiz onu etkiliyor. Diyelim bir organda hasar var hastamızın. Biz o organ için özel şifa ile sarıldığını hayal edebiliriz ve kendimiz ile o insan arasında bağlantı olduğunu hissedip, zihinsel güçlendirici ifadelerle, ona yardım edebiliriz. Aklıma gelmişken söleyeyim. (Bir Çift Yürek adlı aborjinler hakkında yazılmış kitapta, hastanın üzerinden elle şifa verme yöntemi ile, kemikleri kaynaştırmışlardı örneğin.)
Ben öğle olduğunu düşünüyorum ki, ben eğer zihnimde o organın sağlıklı temiz iyileşmiş olduğunu hayal edersem ve bunu sürdürürsem, o kişinin organının gerçekten de daha sağlıklı ve iyileşmiş olma ihtimalini arttırırım. 
Bir de toplu dua önemlidir. Camilerde ve dinsel önemi bulunan yerlerde duanın daha çok kabul edilmesinin sebebinin biri budur.
Bu konu hakkında bilimsel içerikli araştırmaları size sunacağım zamanla. Örneğin aklıma gelmişken secdede yapılan duanın kabul edilme olasılığının çok olmasının sebebinden biri, baş eğik iken, ayakta -kine oranla beyin hücrelerinin kan ile daha çok temas etmesi ve daha çok oksijen alması nedeni ile, daha güçlü dalgalar yayabilmeleridir.
Ya da gecenin duanın daha kabul edilmesinin faziletinin biri de; geceleyin beyin dalgalarının güneş enerjisi ile kesintiye uğramamasıdır.
Şimdilik aklıma gelenler bunlar. 
Bu yazının çıkış noktası dostum Ceylan’dır. Yoğun bakımdaydı ve şuan iyileşmek üzere. Hatta bu yazı yayınlandığında, aradan bir buçuk ay gibi bir zaman geçmiş olacak ve inşallah o tümüyle iyileşmiş olacak… Sevgi bağı hissettiğimiz kişiler ile aramızdaki şifayı büyütmek dileğimle…

Yorum (yok) Yorum yaz!

ALLAHIN İSİMLERİ..

                                                       

ALLAH’IN İSİMLERİ

"O Allah ki O'ndan başka ilah yoktur. Gaybı da, müşahede edebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O'dur. O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Melik'tir; Kuddus'tür; Selam'dır; Mümin'dir; Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir. Allah (müşriklerin) şirk koştuklarından çok yücedir. O Allah ki, yaratandır, (en güzel biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir."
(Haşr Suresi, 22-24)

İçindekiler

ADL
AFÜVV
AHİR
AHKAM-ÜL HAKİMİN
ALİM
ALİYY
ASİM
AZİM
AZİZ
BAİS
BAKİ
BARİ
BASİR
BASIT
BATIN
BEDİ
BERR
CAMİ
CEBBAR
DA'İ
DAFİĞ
DARR
ERHAMURRAHİMİN
EVVEL
FALİK
FASIL
FATIR
FETTAH
GAFFAR
GANİYY
HABİR

HADİ
HAFID
HAFIZ
HAKEM
HAKİM
HAKK
HALIK
HALİM
HAMİD
HASİB
HAYY
KABID
KABİL
KADİ
KADİM
KADİR
KAFİ
KAHHAR
KAİM
KARİB
KASİM
KAVİ
KEBİR
KERİM
KUDDÜS
LATİF
MAKİR
MALİK-İ YEVMİD-DİN
MALİK-ÜL MÜLK
MECİD
MELCA

MELİK
METİN
MEVLA
MUAHHİR/MUKADDİM
MUAZZİB
MUHİT
MUBKİ / MUDHİK
MUVEFFİ
MUHSİ
MUHSİN
MUHYİ
MUKALLİB
MUKMİL
MUKTEDİR
MUNTAKİM
MUSAVVİR
MÜBEŞŞİR
MÜBEYYİN
MÜDEBBİR
MÜ'MİN
MUCİB
MÜHEYMİN
MÜTEALİ
MÜTEKEBBİR
MUSEVVA
MÜSTEAN
MUTAHHİR
MÜYESSİR
MÜZEKKİ
MÜZEYYİN
MÜZİL

MUĞNİ
NASIR
NUR
RABBİL ALEMİN
RAFİ
RAHMAN-RAHİM
RAKIB
RAUF
REZZAK
SAMED
SADIK
SAİK
SANi
SELAM
SEMİ
ŞAFİ
ŞEFİ
ŞARİH
ŞEHİD
ŞEKÜR
TEVVAB
VAHİD
VARİS
VASİ
VEDUD
VEHHAB
VEKİL
VELİ
ZÜLCELAL-İ VE'L İKRAM
ZAHİR

Sizi Yaratanı Ne Kadar Tanıyorsunuz?

Sizi kim yarattı? Size bu bedeni, gözlerinizin rengini, saçlarınızın rengini kim verdi? Boyunuzun uzunluğunu, saçlarınızın rengini kim belirledi? Sizinle birlikte diğer insanları, gökleri, yeri ve bu ikisi arasında yaşayan tüm canlıları kim yarattı? Uzayın derinliklerindeki gezegenlerin, Güneş'in ve yıldızların düzenini kim belirledi?

Siz bütün bu sorulara tek bir cevapla karşılık verirsiniz: "Allah". Sizin gibi diğer insanlara da bu sorular sorulduğunda, onlar da "Allah" diye cevap verirler. Nitekim Allah Kuran'da insanların kendi ağızlarıyla bu gerçeği ikrar edeceklerini şöyle bildirmiştir:

Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı, Güneş'i ve Ay'ı kim emre amade kıldı?" diye soracak olursan, şüphesiz: "Allah" diyecekler... Şu halde nasıl oluyor da çevriliyorlar? (Ankebut Suresi, 61)

Peki sizi ve kainatı en ince ayrıntısına kadar planlayan Yaratıcımızı ne kadar tanıyorsunuz? Sizi her an gördüğünü, işittiğini, yaptığınız herşeyden her an haberdar olduğunu biliyor musunuz? Size göre Allah nerede? Sizi yarattıktan sonra kendi halinize mi bırakıyor? Yoksa nasıl yaşamanız gerektiğini mi bildiriyor? Allah'ı görebilir misiniz? Onunla konuşabilen bir insan var mı? İnsanlardan başka hangi varlıkları yarattı? O, ölümden sonra nasıl bir hayat vaat ediyor?

Kuşkusuz bunlar gibi daha pek çok soru sorulabilir ve siz de kendinize göre bu soruların hepsini cevaplarsınız. Bu cevaplar ya ailenizden, ya akrabalarınızdan ya çevrenizden ya da okuduğunuz kitaplardan öğrendikleriniz olacaktır. Ya da yıllar önce din dersinde okuduklarınızdan aklınızda kalanlar... Peki verdiğiniz cevapların gerçekten doğru olup olmadığını hiç düşünmüş müydünüz?

Kuşkusuz herkes Allah hakkında çok değişik fikirler öne sürebilir. Bir felsefeci Allah'ı anlatırken öncelikle aldığı eğitimi ön plana çıkarır, etkilendiği filozofların fikirlerini kullanarak bir tanımlama yapar. Allah hakkında hiçbir bilgisi olmayan bir ev kadını komşusundan duyduğu bilgilere inanır. Allah'la ilgili kitap yazan bir yazar ise belki de hiç din eğitimi almamıştır, hatta Allah'ın indirdiği ayetlerin tek bir tanesinden bile habersizdir. Fakat bu yazarın kitabını okuyan herkes, sanki onun fikirleri tartışmasız doğruymuş gibi kabullenir, tüm yazılanları uygular ve çevresindeki herkese kendinden çok emin olarak okuduklarını anlatır. Ve çoğu insan, o güne kadar çevresinden duyduklarının ve öğrendiklerinin yanlış veya eksik olabileceğine ihtimal vermez.

Fakat unutulmamalıdır ki, insan yanılabilen, cahillik edebilen bir varlıktır. Şu halde bize, Allah'ı en doğru tanıtacak kaynak, yalnızca O'nun bizlere indirdiği hak kitap Kuran'dır. Allah Kuran'da insanların öğrenmesi gereken şeyleri açıklamıştır. Yukarıdaki soruların Kuran'daki cevaplarına bakacak olursak, öncelikle Allah'ın yalnız göklerde değil her yerde olduğunu görürüz. Allah bütün insanlara olduğu gibi size de şah damarınızdan daha yakındır. Sizin her yaptığınıza şahittir, herşeyi görür. Söylediğiniz tüm kelimeleri işitir. İçinizden ettiğiniz tüm duaları bilir. Her an sizin yanınızdadır. Üstelik Allah dilediği kuluyla konuşur. Örneğin Kuran'da, Hz. Musa ile konuşarak onu diğer insanlardan üstün kıldığı bildirilmiştir. Allah insanları olduğu gibi melekleri ve cinleri de yaratmıştır. Ve Allah dünya hayatından sonra sonsuza kadar sürecek bir cennet ve cehennem hayatı yaratmıştır. İnsanlara ölümlerinden sonra cennete gidebilmeleri için nasıl yaşamaları gerektiğini de Kuran'la bildirmiştir. Bütün bunlar yukarıda sorduğumuz soruların çok kısa yanıtlarıdır ve bu yanıtların hepsi Kuran'da yer almaktadır.

Şu an elinizde tuttuğunuz bu kitap da size şah damarınızdan daha yakın olan Allah'ı, Kuran'da bildirdiği şekilde tanıtmak için yazılmıştır. Bu kitabın amacı, kafanızdaki puslu, silik, yanlış bilgilerin yerine Kuran-ı Kerim'deki gerçek Allah inancını koymak, böylelikle yüce Allah'ı daha iyi tanımanızı, O'na daha yakın olmanızı sağlamaktır. Allah, 1400 yıl önce indirdiği Kuran ayetleriyle insanlara Kendisi'ni tanıtmış, Kendisi'ne ait isimleri bildirmiştir. Kuran'da verilen çeşitli örnekler ve anlatımlar O'nun sonsuz aklını, ilmini, sanatını gözler önüne serer. Allah Kuran ile Kendisi'ni kullarına tanıtır.

Bu kitapta yer alan her ismin altında kullanılan ayetler, açıklanan ismin geçtiği ayetlerdir. Bu ayetlerin Arapçasına bakıldığında, Allah'ın bu isimlerinin ayetlerin içinde geçtiği görülecektir. Ayrıca her ismin altında, belki de bugüne kadar üzerinde düşünülmeyen detayları hatırlatacak kısa tefekkürler bulunmaktadır. Elbette bu tefekkürler göklerin ve yerin Rabbi olan Allah'ı tanıtmak için yeterli değildir. Zira tüm kainatı, tüm canlıları, insanları ve maddeyi yaratan ve en güzel isimlerin sahibi olan Allah'ın tek bir ismini açıklamak için dahi ciltler dolusu tefekkür yazılabilir. Fakat böyle bir imkan olmadığı için bu kitapta kısa örnekler, insanı düşünmeye sevk edecek izahlar kullanılarak, okuyucunun tefekkür ufku açılmaya çalışılmıştır.

Elinizdeki kitapla ilgili gözden kaçırılmaması gereken bir nokta daha vardır: Bu kitap yalnızca Kuran'da geçen bilgileri aktarmaktadır. Çünkü bizim, Allah'ın isimleri hakkında O'nun bize Kuran'da öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. Bizim bilgimiz dışında kalanlar ise herşeyde olduğu gibi Rabbimiz'in katında saklıdır:

Dediler ki: "Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın." (Bakara Suresi, 32)

Yorum (2) Yorum yaz!