Ermenistan’da Türk Eserlerinin Akibeti
Ermenistan’da Türk Eserlerinin Akibeti
Kirmizi gül demet demet diye baslayan ve Sol Revan’da balam kaldi diye devam eden acikli ve acikli oldugu kadar da içli ve duygulu türküyü dinlemeyenimiz kalmamistir. Iste bu türkü bir Türk yurdu olan Revan’in aci türküsüdür. Tarihi boyunca çesitli istilalara ve Türk boylarinin iskanina açilan Revan bölgesi Agri daginin elli bes km. kuzeyinde, Alagöz daginin güney dogusunda, Gökçe gölünün güneybatisi kösesinden takriben altmis bes km batida bin metre yüksekligindeki Çukursad ovasinda, Aras irmaginin sol kollarindan Zengi suyunun sol kenarindadir. Revan’in bulundugu Sa'dçukuru / Çukursaad ovasi kuzeydogu ve kuzey batidan yüksek daglarla çevrilmistir. [1] Revan Sehri bugün Ermenistan’in baskenti olan Yerevan’dir.
Milletlerin benliklerini, düsüncelerini, duygularini, kuvvetle canlandiran yegane amil yaptiklari, biraktiklari eserlerdir. Fikirlerin canlanarak kagitlar üzerine tespit ettigi satirlar, abideler, mabetlerin hepsi bir devrin düsüncesini, duygusunu yasatir. Bir sehre girdigimiz zaman rastladigimiz eski eserler bize daha önceki devirlerde bu sehrin hangi millet ve medeniyetin hakim oldugunu gösterir. Her hangi bir sehirde uzun müddet hakim olup da hiç bir eser birakmadan ayrilanlarin o yerlerin ruhuna ve fikrine hükmedemedikleri anlasilir. Ruha ve fikre hakim olan milletler bulunduklari yerlerde muhakkak bir eser birakarak ayrilmislardir. Revan bu eserler açisindan oldukça sansli olmasina ragmen sik sik Osmanli-Iran arasinda el degistirmesi, deprem ve Ermeni tahribati sehrin Türk tarihi eserlerini yok denecek mesabesinde ortadan kaldirmistir. Bu gün ancak bu eserlerin izlerine rastlanmaktadir. Safevi-Osmanli çekismesinin önemli merkezlerinden biri olan Revan XV. Asirda Timur’un tacirlerinden Haci Han Lahican tarafindan bir köy olarak kurulmus, ve sonralari Sah Ismail’in emriyle veziri Revan Kulu Han tarafindan XVI. Asrin baslarinda (1509-10) sehir haline getirilmistir.[2] Safeviler Anadolu’dan propaganda vasitasiyla getirttikleri asiretleri Revan merkez olmak üzere tesis ettikleri Çukursaad beylerbeyligine yerlestirmistir.[3] Osmanli devleti ile Türk Safevi devletleri arasinda sik sik el degistiren Azerbaycan bölgesinde 1747 de Iran yönetimini elinde bulunduran Nadir Sah Afsar’in ölümüyle irili ufakli yirmiye yakin hanlik kurulmustur. Bu hanliklarin içerisinde en önemli olan ve Revan merkez olmak üzere de Revan hanligi Kaçarlar ve diger Türk asiretleri tarafindan kurulmustur.[4] Revan’i Safevi Türk, Osmanli ve Hanlik dönemi eserleri süslüyordu. Fakat 1828 de Ruslar sehri ele geçirdikten sonra Ermenilere teslim ederek büyük bir tahribatin baslamasini da saglamis oldular. Iste Revan’da geride biraktiklarimiz.
Serdar sarayi
Safevi Türk sahlari Revan sehrini kurarken bir saray külliyesi insaa ederek kendileri adina sehri yöneteceklerin ikametine ayirdi. Bu saray ek yapilarla desteklenerek ayrica yapim ve restorasyon esnasinda bir çok degisiklige ugramistir. Bu saray külliyesi Revan kalesinin içerisindeydi. Heybetli uçurumun kenarinda kurulan saray insan üzerinde büyük tesirler birakmaktadir. Safeviler vilayet merkezlerinde insa ettikleri saraylari genellikle hest behist (sekiz cennet) tarzinda insa ederlerdi. Istanbul Çinili kösk de bu sitile girer.[5]
Revan Hanligi hükümet merkezi olarak daha önce yapilan saraylarin yerine yeni bir saray insa etti. Dogu mimarisinin en güzel örneklerinden birini teskil eden Serdar sarayini Revan Hani Hüseyin Ali Han yaptirmistir. Görkemli sarayin ustalari Türkiye’den ve Iran’dan, mimar ise Hoy Hanligindan istenmistir. Sarayin plani ve insaatin tüm sorumlulugu Hoy’dan gelen mimar Mirza Cafer tarafinda gerçeklestirilmis tir.[6]
Sekiz yüz haneyi[7] barindiran Saray’a Revan Hani Hüseyin Ali Han'in Oglu Muhammed Han tarafindan 1791 de 'Gözgülü' aynali salon ve yay imareti adi altinda yazlik bir bölüm eklenmistir. Serdar sarayi Revan kalesinin temelini olusturur. Bu saray Revan hanliginin saray mimarliginin en degerli örnegini teskil etmistir. Saray külliyesi çesitli fonksiyonlari bulunan çok sayidaki müstemilat binalari avlularin çevresinde guruplasmisti. Fiskiyeli havuzlar, çiçek bahçeleri, sarayin avlularinda enfes bir manzara meydana getirmistir. Bu debdebe, saray binalarinin iç tertibatinda daha da güçlü idi. Duvar ve ahsap bölümlerdeki nakislar, savas ve av sahneleri, zengin desenli portreler, sarayin içerisine debdebeli ve zengin bir görünüm vermektedir.[8] Saray devlet islerinin görüldügü bir mekan olarak kullanilirken ayni zamanda barindirdigi sekiz yüz hane ile de Hanligin önemli kültür ve sanat merkezi olarak hizmet etmistir. Fakat bugün saraydan hiçbir eser mevcut degildir.
Mescit ve Camiler
Camiler Islam dünyasinda dini bir mekan olmakla beraber ayni zamanda sosyal kültürel ve egitim kurumlaridir. Revan Hanligi topraklarindaki tarihi eserler dini menseli oldugundan iki türlü yikima sahne olmustur. SSCB’de ateistlik propagandasi neticesi kurulan Allahsizlik cemiyeti bölgedeki dini yapilari yok etmeye çalismistir. Bunun yaninda Ermeniler Türk hakimiyet alametlerini tamamen tahrip ederek Revan'da bulunan irili ufakli bir çok camiden ancak iki tane kalmis ve bu camilerde 1988'de kasitli çikarilan bir yanginla kullanilamaz hale getirilmistir. [9]
Sah Ismail Mescidi
Tespit edebildigimiz kadariyla Revan da ilk mescide Sah Ismail tarafindan 1510 yilinda yaptirilmistir.[10] Revan, Osmanli Iran iliskilerindeki önemini kavrayan Sah Ismail sehri tahkim ederek kale ve cami yapmistir.
Genis mekani ve uzun minaresi, dösenen halilariyla çok meshur olan Sah Ismail mescidi 1918 de Ermeniler tarafindan içerisine Müslüman ahali doldurularak yakilip yok edilmistir. [11]
Hudabende Mescidi
Revan mescitleri arasinda ilk büyük mescit olma özelligini tasiyan Hudabend mescidi Safevi hükümdari Muhammed Sah Hudabend tarafinda insa edilmistir. Uzunlugu 9 metre olan bu mescidin genisligi 6 metre, yüksekligi ise 12 metreydi. Küçük bir de mihrabi olan mescide kirmizi pismis tugladan yapilmistir. 1685 tarihinde Safevi hükümdari Sah Süleyman tarafindan tamir ettirilen mescidin giris kapisi üzerinde bir tamirat kitabesi konmustur. [12]
Sah Abbas Mescidi
Revan mescitleri arasinda sanat degeri açisindan Sah Abbas mescidi önemli bir yer tutar. 1606 yilinda yapilan mescide halk camili mescit ismini vermistir. Ayni zamanlarda Gence'de yapilan mescit de ayni mimar Seyh Bahaaddin tarafindan yapildigindan birbirlerine çok benzerler. Revan Han sarayinin dogu yanina yapilan mescidin yaninda medrese, kütüphane ve misafirhane insa edilmis olup büyük bir avluyla çevrelenen muhtesem bir mimari külliye olarak ilim merkezi görevi ifa etmistir. Revan Hanligi zamaninda Mescidin asevinde fakirlere günde üç ögün yemek verilmekteydi. Dini bir mekan olmanin yaninda sosyal bir kurulus olan bu cami Ermeniler tarafindan her firsatta tahrip edildiginden su anda harabe halindedir.[13]
IV. Murat Mescidi
Sah Ismail tarafindan Osmanli Devletine karsi önemli bir merkez haline getirilen Revan, Osmanli Devleti’nin de dikkatini çekmis olup her ele geçiriliste muhakkak güzel binalarla süslenmistir. Bu seferlerin en önemlilerinden biri olan IV. Muradin Revan seferidir.
IV. Murad’in Revan seferinden sonra burada bir cami insa edilmis, fakat biz bu camiyi Revan'in 1724'de tekrar geri alinmasindan sonra kilinan ilk cuma namazi vesilesiyle ögreniyoruz. Kale içinde olan bu cami Safeviler tarafindan harap hale getirildiginden cuma namazina hazirlanmasi için dösemesi tamir edilip hali dösendikten sonra mihrap ve minberi yerine konularak ertesi cuma namazina daha iyi bir sekilde yetistirilmistir.[14]
Gök Mescit
Revan Hani Haci Hüseyin Ali Han tarafindan 1760-1764 yillari arasinda yaptirilmis olup mavi çinileri hakim oldugu için Gök Mescide denmistir. Mescidi insa eden ustalarla Hüseyin Han arasinda Süleymaniye camisi insasi sirasinda Kanuni ile Mimar Sinan arasinda geçen tartismaya benzer bir tartisma yasanir. Gök Mescit ustalari caminin temellerinin iyi oturabilmesi için bir müddet ortaliktan kaybolurlar ve sonrada ortaya çikarak durumu Han'a izah ederler.[15] Iki minaresi olan Gök Mescide Revan Hanliginin kurulusundan yirmi yil sonra insa edilmesi Hanligi ekonomik gücünü göstermesi açisindan önemlidir. Hiç bir masraf esirgenmeden Tebriz 'deki Gök Mescide ve Gence'deki Sah Abbas mescidi üslubunda insa edilmesi ise sanatta ulasilan zirveyi göstermesi açisindan önemlidir. Tam bir Türk üslubuyla insa edilen [16] Mescidin yaninda bir medrese, kütüphane ve imaret yapilarak külliye haline getirilmistir. Buradaki kütüphanede çok degerli kitaplar mevcut idi. Devrin ilim ve kültür merkezi olan bu kütüphane Azerbaycan bölgesinin meshur ilim ve sanat adamlarinin en önemli ugrak yerlerindendir.[17] Burada önemli tartisma ve fikir alisverisinde bulunurlardi. Bu saheser Revan Hanligi yikilip Ruslar tarafindan Ermeni devleti kurulmasi için degisik yerlerden getirilen Ermeniler tarafinda üç sefer yakilarak harabe haline getirilmistir. Birinci yangin 1918 yilinda içindeki ahali ile beraber gerçeklestirilmis, ikincisi ise 1955 yilinda olup, içinde kiymetli ilim halkasi ders yaparken diri diri yakilmistir. Üçüncü yangin ise 1988'de meydana gelip Gök Mescidi tamamen harabeye çevirmistir.[18]
Gök Mescit 1996 yilinda Iran devleti tarafindan restore edilerek külliyenin bir kismi Iran Kültür merkezi olarak hizmet vermekte, camii kismi ise ibadete yari açik sekilde hizmet vermektedir. 2004 eylül ayinda Ermenistan’a yaptigimiz bir seyahatte Mescitte Cuma namazi kilamamistik. Oysa Ermenistan’da bir çok ülkenin Müslüman ahalisi çesitli amaçlarla bulunmaktadir. Burada Cuma namazi kilinamamasi birazda Iran’in tutumundan kaynaklanmaktadir.
Revan Kalesi içerisinde Recep pasa ve Abbas Mirza camileri de vardi. Fakat Ruslar sehri ele geçirdikten sonra Recep Pasa camii yikilarak yerine Rus Pravoslav kilisesi yapilmistir. Abbas Mirza camii ise tamamen yikilarak ortadan kaldirilmistir. Bu önemli mescitlerin yaninda ismini bildigimiz fakat bu gün izine bile rastlanmayan Zalhan mescidi, Nevrozeli Han mescidi, Hoca Cafer Bey mescidi, Mehemmed Sertip Han mescidi, Haci Nasrullah Bey mescidi, Ulu Cami, Tepebasi mescidi, Esed Aga mescidi, Köprü Bulagi mescidi, Serdar mescidi gibi mescitlerin Ermeni atesleri arasinda eriyip kaybolmuslardir. Zalhan mescidi II. Dünya savasindan sonra mimari özelligi bozularak resim ve sergi binasi haline getirilmistir. Milletlerin benliklerini, düsüncelerini, duygularini, kuvvetle canlandiran yegane amil yaptigi eserlerdir. Onun için Ermeniler Türk eserlerini her firsatta yok ederek bölgenin kendi yerleri, yurtlari olduguna insanlari inandirmaya çalismaktadirlar.
Türbe ve Mezarliklar
Revan topraklarinda türbe ve mezarliklar halkin sik sik ziyaret ettigi yerlerdir. Meshed, Kerbela, Bagdat Kâzimiye’de bulunan Sii makamlarda oldugu gibi Revan Hanligi topraklarindaki halk da mezarlik ve türbelere akin ederek ziyaret etmekteydiler. Özellikle 10 Muharrem kutlamalari büyük bir coskuyla mezarlik ve türbelerde yapiliyordu.
Mezarliklar bir yerin tapu senetleri mesabesindedir. Revan'in eski mezarliginda yapilan bir arastirmada koç, koyun, at heykelli mezar taslari [19] bulunmustur. Azeri arkeolog ve tarihçi Mesedi Hanim Nimetova tarafindan yapilan kazilar neticesinde mezarlikta okunabilen ilk tarih 1478'dir.[20] Tespit edebildigimiz kadariyla Çukursa'd'a ismini veren asiret ve bu asiretin ilk yöneticisi olan Emir Sa'd'in türbesi ve bu sülaleden bölgeyi idare edenlerin gömüldügü türbeler bugün harabe halinde varligini sürdürmektedir. 2000 yili baslarinda Emir Saad’in türbesi onarilarak ayakta kalmasi saglanmistir. Bu türbeler bölgenin tamamen bir Türk yerlesim yeri oldugunu göstermesi açisindan çok önemlidir.[21]
Kaleler
Kaleler 19. yüzyilin sonuna kadar bir çok yerde önemini korumus olan Kaleler savunmaya yönelik bir yapi olarak sehir tarihlerinde önemli bir yer tutar. Kalin dis surlarla çevrili yapilar olan kaleler uzun yillar bir kusatmaya dayanabilecek sekilde istihkam edildiginden içerisindeki halkin asgari hayat sartlarini idame ettirebilmesi için gerekli her türlü donanima sahip yapilardir.
Revan tarihi boyunca büyük mücadelelere sahne oldugundan savunma için bir çok kale insa edilmistir. Toprakkale, Gümrükale, Keçikalesi, Agca kale, Kafir kalesi, Bayburt kalesi, Kalaburcu ve Revan kalesi gibi kaleler Revan sehrinin savunmasinda önemli yer tutar.
Revan vadisindeki tabii kayaliklar üzerinde kurulan kalenin tarihi eskidir. Yalnizca bir yolla giris çikis oldugundan müdafaasi kolaydir. Kalenin temeli bölgeye gelen ilk Oguz Türkleri tarafindan tesis edildigi ileri sürülmektedir.[22] Revan -Tiflis ticaret yoluna hakim olan Kâfir kalesi Revan hanliginin tarihinde önemli bir yer tutar.
Gümrü’de bulunan kale ise Osmanli Devletine giden ticaret yollarinin önemli dinlenme noktalarindandir. Arpa çayi Nehrinin taslariyla insa edilen Gümrü kalesinin VIII. asirda yapildigi sanilmaktadir. Rus - Iran – Revan hanligi savaslarinda tahrip olan Gümrü kalesi daha sonra Ruslar tarafindan yeniden insa edilmistir.[23]
Emir Timur zamaninda iskana açilan Revan, Sah Ismail tarafindan Veziri Revan Kuluna buraya bir kale yapilmasini istemesi üzerine 1509-10 da kale yapilmistir. Kale insaati yedi yil sürmüstür. Zengi çayinin kenarinda yapilan kale kirmizi kerpiç ve tastan yapilip bitirildikten sonra Sah Ismail tarafindan Revan Kalesi ismi verilmistir. Kalenin etrafi hendeklerle çevrilerek su ile doldurularak müdafaasi daha da kolay bir hale getirilmistir. [24]
Osmanli Devleti Revan’i ilk defa ele geçirdikten sonra Tokma Han’in sarayi merkez kabul edilerek sekiz kule, bes demir kapi, kervansaray, bir cami ile hamami ihtiva eden iç kele ve kirk üç kuleli dis kale kirk bes günde tamamlandi.[25] Kalenin yaninda Osmanli devleti bir sehir için ne gerekiyorsa onlarin insaatini acilen baslatti.
Kervansaraylar
Revan önemli bir ticaret yolu üzerinde bulundugundan hareketli bir ticarete sahiptir. Kervansaraylar ticaret merkezleri olarak vazife gördügünden Revan Hanligi topraklarinda irili ufakli kervansaraylar insa edilmistir. Bu kervansaraylardan Gürcü kervansarayi yetmis sekiz, Çulfa ve Serdar kervansarayinin otuz sekiz, Dagli, Sulu ve Susuz kervansaraylarinin birlikte yetmis dört; Haci Ali kervansarayinin ise kirk dükkani vardi. Bu dükkanlarin birer hareketli alisveris yerleri oldugu için kervansaraylarin ne kadar islek ve canli oldugu anlasilmaktadir. Serdar sarayinin hemen yaninda bulunan ve mimari bakimindan en güzeli olan Serdar kervansarayi giris kapisi boyunca sagli sollu sekiz yüz dükkani vardir. Bu kervansaraylar Revan’in ticari hayatina uzun yillar hizmet vermis, ve daha sonra Türk izlerini bölgede silmek isteyen Ermeniler tarafindan yikilarak yok edilmislerdir. [27]
Köprüler
Ticaret yollarinin kesistigi Revan sehri akarsular bakimindan zengindir. Akarsular üzerinde yapilan köprüler ticaret yollarinin ulasimini kolaylastirdigindan Revan sehrinin ekonomisine katkida bulunmaktadir. Hem akarsularin zenginligi ve hem de cografyanin stratejik konumundan dolayi sehir burada kurulmustur.
Revan sehrinin içinden geçen Keder çayi üzerinde Daglitas köprüsü, Zengi çayi üzerinde tasköprü, Bedi çayi üzerinde ise baska bir köprü Revan'da sehir içi ulasimini temin eder. Bu köprülerin isçiligi ve mimarisi oldukça dikkat çekicidir.[28]
Revan kuruldugu tarihten itibaren 1828’e kadar Türk idaresinde kaldigindan irili ufakli yüzlerce tarihi eseri bünyesinde barindirmistir. Fakat Ermeniler Ruslar vasitasiyla ele geçirdikleri bu güzelim yerleri ve tarihi eserleri yagma ve talan ederek tarih sahnesinden silmistir. “Sol Revan’da nem kaldi” diye acikli bir sekilde söylenen türkünün niye bu kadar hissî oldugu simdi daha iyi anlasilmaktadir.
*Yüzüncü Yil Üniversitesi Egitim Fakültesi Tarih bölümü. VAN
[1] - E.Eliekberli, Gadim Türk-Oguz Yurdu Ermenistan Bakü 1994, s. 184.
[2]- Yusuf Beg Vezirof, Azerbaycan, Tarihi Cografyasi ve Iktisadi, Istanbul 1338, s. 37;Sabir Esedov, Ermenistan Azerbaycanlilarin Tarihi Cografyasi, Bakü 1995, s. 445;Barthold, “Azerbaycan-Ermenistan”, Tarih Arastirmalari Dergisi, Ankara 1975, VIII-XII, s. 85; Hasan Oktay, Revan Hanligi, Malatya 1997, s. 3. (Yayinlanmamis doktora tezi)
[3]- Oktay Efendiyev, Azerbaycan Safeviler Devleti, Bakü 1993, s.78; H. Oktay, age, s. 21.
- Revanda 1747-1828 yillari arasinda kurulan Türk Hanligi için bakiniz, (Hasan Oktay, Revan Hanligi, Malatya 1997, yayinlanmamis doktora tezi.)
[5]- Oktay Aslanapa, Türk Sanati, Istanbul 1993, s. 293.
[6]- Hasanali Delili, Cenubi Azerbaycan Hanliklari, Bakü 1979, s. 75.
[7] - Semseddin Sami, Kamusu'l-a'lam, III, s. 2306.
[8]- H.F.B. Lynch, Armenia Travels and Studies, s. 216.
[9] - S. Esedov, Ermenistan Azerbaycanlilarinin Tarihi Cografiyasi, Bakü 1995, s. 449.
[10] - Ismail Azimbeyov, Irevan Müselman Abideleri, Bakü 1993, s. 300.
[11] - S. Esedov, age, s. 449.
[12] - I. Azimbeyov, age, s. 301.
[13] - I. Azimbeyov, age, s. 299; S. Esedov, age, s. 448.
[14] - Silâhsor Kemani Mustafa Aga, Revan Fetihnamesi, ( nesr. Münir Aktepe),
Istanbul 1970, s. 69; ( Caminin muhtemelen 1679 da meydana gelen depremde harap olmustur, S. Esedov, age, s. 23.)
[15] - Eli Zeynelov, 'Erivan'da ne Kaldi', Açiksöz Jurnali, Bakü 1990, IX, s. 19.
[16] - Hikmet Sevki, ' Erivan'da Türk Eserleri', Türk Yurdu, Istanbul 1928, C. 2
(22) Nr. 11( 205 )sayfa, 11.
[17]- Lynch, age, s. 215.
[18] - E. Zeynalov, age, s. 20; I. Azimbeyov, age, s. 302; S. Esedov, age, s. 450.
[19] - Koç, Koyun, at heykelli mezar taslarinin Anadolu’da ve kültürümüzdeki yeri
için bak,( A. Çay, Anadolu'da Türk Damgasi, Ankara 1983; Muhammet
Besir Asan, Elazig, Tunceli ve Bingöl Illerinde Türk Iskan Izleri, Ankara
1992, s. 91;H. Z. Kosay, 'Doguanadolu Mezar taslarindaki Koç Koyun
Heykelleri', Milletlerarasi I. Türk Sanatlari Kongresi, Ankara 1962, s.
255-257; B. Karamagarali, 'Sivas ve Tokattaki Figürlü Mezar Taslarinin Mahiyeti', Selçuklu Arastirmalari Dergisi, Ankara 1972, II, 75-103; A. Koyunlu, 'Mezar tasi Olarak Koç ve Koyun Heykeli', Türkiye Turing Otomobil Kurumu Belleteni,Istanbul 1976, sayi 56, s. 335; N. Sevgen, “Anadolu’da Koyun ve At Motifli Mezar Taslari', Tarih Dünyasi, Istanbul 1950, I,sayi 8.)
[20] - Mesedi Hanim Nimetova, Asirlarin Das Yaddasi, Bakü 1987, s. 40-42.
[21] - M.H. Nimetova, age, s. 45.
[22] - S. Esedov, age, s. 453.
[23] - I. Azimbeyov, Irevan Müselman Abideleri, Bakü 1993 s. 298.
[24] - S. Esedov, age, s. 454; I. Azimbeyov, age, s. 301.
[25]- Bekir Kütükoglu, Osmanli-Iran Siyasi Münasebetleri, Istanbul 1993, s. 136.
[26] - I. Azimbeyov, age, s. 302.
[27]- Memmedzade Gülmemmed, “Abidelerimiz Tarihi Evimiz”, Incesenet, Bakü 1992, nisan sayi 9, s. 30.
[28]- Karaçenli Azer, “Medeniyet Abidelerimiz, Azadlik, Bakü 1994, Mayis, no 54, s. 424.
Kirmizi gül demet demet diye baslayan ve Sol Revan’da balam kaldi diye devam eden acikli ve acikli oldugu kadar da içli ve duygulu türküyü dinlemeyenimiz kalmamistir. Iste bu türkü bir Türk yurdu olan Revan’in aci türküsüdür. Tarihi boyunca çesitli istilalara ve Türk boylarinin iskanina açilan Revan bölgesi Agri daginin elli bes km. kuzeyinde, Alagöz daginin güney dogusunda, Gökçe gölünün güneybatisi kösesinden takriben altmis bes km batida bin metre yüksekligindeki Çukursad ovasinda, Aras irmaginin sol kollarindan Zengi suyunun sol kenarindadir. Revan’in bulundugu Sa'dçukuru / Çukursaad ovasi kuzeydogu ve kuzey batidan yüksek daglarla çevrilmistir. [1] Revan Sehri bugün Ermenistan’in baskenti olan Yerevan’dir.
Milletlerin benliklerini, düsüncelerini, duygularini, kuvvetle canlandiran yegane amil yaptiklari, biraktiklari eserlerdir. Fikirlerin canlanarak kagitlar üzerine tespit ettigi satirlar, abideler, mabetlerin hepsi bir devrin düsüncesini, duygusunu yasatir. Bir sehre girdigimiz zaman rastladigimiz eski eserler bize daha önceki devirlerde bu sehrin hangi millet ve medeniyetin hakim oldugunu gösterir. Her hangi bir sehirde uzun müddet hakim olup da hiç bir eser birakmadan ayrilanlarin o yerlerin ruhuna ve fikrine hükmedemedikleri anlasilir. Ruha ve fikre hakim olan milletler bulunduklari yerlerde muhakkak bir eser birakarak ayrilmislardir. Revan bu eserler açisindan oldukça sansli olmasina ragmen sik sik Osmanli-Iran arasinda el degistirmesi, deprem ve Ermeni tahribati sehrin Türk tarihi eserlerini yok denecek mesabesinde ortadan kaldirmistir. Bu gün ancak bu eserlerin izlerine rastlanmaktadir. Safevi-Osmanli çekismesinin önemli merkezlerinden biri olan Revan XV. Asirda Timur’un tacirlerinden Haci Han Lahican tarafindan bir köy olarak kurulmus, ve sonralari Sah Ismail’in emriyle veziri Revan Kulu Han tarafindan XVI. Asrin baslarinda (1509-10) sehir haline getirilmistir.[2] Safeviler Anadolu’dan propaganda vasitasiyla getirttikleri asiretleri Revan merkez olmak üzere tesis ettikleri Çukursaad beylerbeyligine yerlestirmistir.[3] Osmanli devleti ile Türk Safevi devletleri arasinda sik sik el degistiren Azerbaycan bölgesinde 1747 de Iran yönetimini elinde bulunduran Nadir Sah Afsar’in ölümüyle irili ufakli yirmiye yakin hanlik kurulmustur. Bu hanliklarin içerisinde en önemli olan ve Revan merkez olmak üzere de Revan hanligi Kaçarlar ve diger Türk asiretleri tarafindan kurulmustur.[4] Revan’i Safevi Türk, Osmanli ve Hanlik dönemi eserleri süslüyordu. Fakat 1828 de Ruslar sehri ele geçirdikten sonra Ermenilere teslim ederek büyük bir tahribatin baslamasini da saglamis oldular. Iste Revan’da geride biraktiklarimiz.
Serdar sarayi
Safevi Türk sahlari Revan sehrini kurarken bir saray külliyesi insaa ederek kendileri adina sehri yöneteceklerin ikametine ayirdi. Bu saray ek yapilarla desteklenerek ayrica yapim ve restorasyon esnasinda bir çok degisiklige ugramistir. Bu saray külliyesi Revan kalesinin içerisindeydi. Heybetli uçurumun kenarinda kurulan saray insan üzerinde büyük tesirler birakmaktadir. Safeviler vilayet merkezlerinde insa ettikleri saraylari genellikle hest behist (sekiz cennet) tarzinda insa ederlerdi. Istanbul Çinili kösk de bu sitile girer.[5]
Revan Hanligi hükümet merkezi olarak daha önce yapilan saraylarin yerine yeni bir saray insa etti. Dogu mimarisinin en güzel örneklerinden birini teskil eden Serdar sarayini Revan Hani Hüseyin Ali Han yaptirmistir. Görkemli sarayin ustalari Türkiye’den ve Iran’dan, mimar ise Hoy Hanligindan istenmistir. Sarayin plani ve insaatin tüm sorumlulugu Hoy’dan gelen mimar Mirza Cafer tarafinda gerçeklestirilmis tir.[6]
Sekiz yüz haneyi[7] barindiran Saray’a Revan Hani Hüseyin Ali Han'in Oglu Muhammed Han tarafindan 1791 de 'Gözgülü' aynali salon ve yay imareti adi altinda yazlik bir bölüm eklenmistir. Serdar sarayi Revan kalesinin temelini olusturur. Bu saray Revan hanliginin saray mimarliginin en degerli örnegini teskil etmistir. Saray külliyesi çesitli fonksiyonlari bulunan çok sayidaki müstemilat binalari avlularin çevresinde guruplasmisti. Fiskiyeli havuzlar, çiçek bahçeleri, sarayin avlularinda enfes bir manzara meydana getirmistir. Bu debdebe, saray binalarinin iç tertibatinda daha da güçlü idi. Duvar ve ahsap bölümlerdeki nakislar, savas ve av sahneleri, zengin desenli portreler, sarayin içerisine debdebeli ve zengin bir görünüm vermektedir.[8] Saray devlet islerinin görüldügü bir mekan olarak kullanilirken ayni zamanda barindirdigi sekiz yüz hane ile de Hanligin önemli kültür ve sanat merkezi olarak hizmet etmistir. Fakat bugün saraydan hiçbir eser mevcut degildir.
Mescit ve Camiler
Camiler Islam dünyasinda dini bir mekan olmakla beraber ayni zamanda sosyal kültürel ve egitim kurumlaridir. Revan Hanligi topraklarindaki tarihi eserler dini menseli oldugundan iki türlü yikima sahne olmustur. SSCB’de ateistlik propagandasi neticesi kurulan Allahsizlik cemiyeti bölgedeki dini yapilari yok etmeye çalismistir. Bunun yaninda Ermeniler Türk hakimiyet alametlerini tamamen tahrip ederek Revan'da bulunan irili ufakli bir çok camiden ancak iki tane kalmis ve bu camilerde 1988'de kasitli çikarilan bir yanginla kullanilamaz hale getirilmistir. [9]
Sah Ismail Mescidi
Tespit edebildigimiz kadariyla Revan da ilk mescide Sah Ismail tarafindan 1510 yilinda yaptirilmistir.[10] Revan, Osmanli Iran iliskilerindeki önemini kavrayan Sah Ismail sehri tahkim ederek kale ve cami yapmistir.
Genis mekani ve uzun minaresi, dösenen halilariyla çok meshur olan Sah Ismail mescidi 1918 de Ermeniler tarafindan içerisine Müslüman ahali doldurularak yakilip yok edilmistir. [11]
Hudabende Mescidi
Revan mescitleri arasinda ilk büyük mescit olma özelligini tasiyan Hudabend mescidi Safevi hükümdari Muhammed Sah Hudabend tarafinda insa edilmistir. Uzunlugu 9 metre olan bu mescidin genisligi 6 metre, yüksekligi ise 12 metreydi. Küçük bir de mihrabi olan mescide kirmizi pismis tugladan yapilmistir. 1685 tarihinde Safevi hükümdari Sah Süleyman tarafindan tamir ettirilen mescidin giris kapisi üzerinde bir tamirat kitabesi konmustur. [12]
Sah Abbas Mescidi
Revan mescitleri arasinda sanat degeri açisindan Sah Abbas mescidi önemli bir yer tutar. 1606 yilinda yapilan mescide halk camili mescit ismini vermistir. Ayni zamanlarda Gence'de yapilan mescit de ayni mimar Seyh Bahaaddin tarafindan yapildigindan birbirlerine çok benzerler. Revan Han sarayinin dogu yanina yapilan mescidin yaninda medrese, kütüphane ve misafirhane insa edilmis olup büyük bir avluyla çevrelenen muhtesem bir mimari külliye olarak ilim merkezi görevi ifa etmistir. Revan Hanligi zamaninda Mescidin asevinde fakirlere günde üç ögün yemek verilmekteydi. Dini bir mekan olmanin yaninda sosyal bir kurulus olan bu cami Ermeniler tarafindan her firsatta tahrip edildiginden su anda harabe halindedir.[13]
IV. Murat Mescidi
Sah Ismail tarafindan Osmanli Devletine karsi önemli bir merkez haline getirilen Revan, Osmanli Devleti’nin de dikkatini çekmis olup her ele geçiriliste muhakkak güzel binalarla süslenmistir. Bu seferlerin en önemlilerinden biri olan IV. Muradin Revan seferidir.
IV. Murad’in Revan seferinden sonra burada bir cami insa edilmis, fakat biz bu camiyi Revan'in 1724'de tekrar geri alinmasindan sonra kilinan ilk cuma namazi vesilesiyle ögreniyoruz. Kale içinde olan bu cami Safeviler tarafindan harap hale getirildiginden cuma namazina hazirlanmasi için dösemesi tamir edilip hali dösendikten sonra mihrap ve minberi yerine konularak ertesi cuma namazina daha iyi bir sekilde yetistirilmistir.[14]
Gök Mescit
Revan Hani Haci Hüseyin Ali Han tarafindan 1760-1764 yillari arasinda yaptirilmis olup mavi çinileri hakim oldugu için Gök Mescide denmistir. Mescidi insa eden ustalarla Hüseyin Han arasinda Süleymaniye camisi insasi sirasinda Kanuni ile Mimar Sinan arasinda geçen tartismaya benzer bir tartisma yasanir. Gök Mescit ustalari caminin temellerinin iyi oturabilmesi için bir müddet ortaliktan kaybolurlar ve sonrada ortaya çikarak durumu Han'a izah ederler.[15] Iki minaresi olan Gök Mescide Revan Hanliginin kurulusundan yirmi yil sonra insa edilmesi Hanligi ekonomik gücünü göstermesi açisindan önemlidir. Hiç bir masraf esirgenmeden Tebriz 'deki Gök Mescide ve Gence'deki Sah Abbas mescidi üslubunda insa edilmesi ise sanatta ulasilan zirveyi göstermesi açisindan önemlidir. Tam bir Türk üslubuyla insa edilen [16] Mescidin yaninda bir medrese, kütüphane ve imaret yapilarak külliye haline getirilmistir. Buradaki kütüphanede çok degerli kitaplar mevcut idi. Devrin ilim ve kültür merkezi olan bu kütüphane Azerbaycan bölgesinin meshur ilim ve sanat adamlarinin en önemli ugrak yerlerindendir.[17] Burada önemli tartisma ve fikir alisverisinde bulunurlardi. Bu saheser Revan Hanligi yikilip Ruslar tarafindan Ermeni devleti kurulmasi için degisik yerlerden getirilen Ermeniler tarafinda üç sefer yakilarak harabe haline getirilmistir. Birinci yangin 1918 yilinda içindeki ahali ile beraber gerçeklestirilmis, ikincisi ise 1955 yilinda olup, içinde kiymetli ilim halkasi ders yaparken diri diri yakilmistir. Üçüncü yangin ise 1988'de meydana gelip Gök Mescidi tamamen harabeye çevirmistir.[18]
Gök Mescit 1996 yilinda Iran devleti tarafindan restore edilerek külliyenin bir kismi Iran Kültür merkezi olarak hizmet vermekte, camii kismi ise ibadete yari açik sekilde hizmet vermektedir. 2004 eylül ayinda Ermenistan’a yaptigimiz bir seyahatte Mescitte Cuma namazi kilamamistik. Oysa Ermenistan’da bir çok ülkenin Müslüman ahalisi çesitli amaçlarla bulunmaktadir. Burada Cuma namazi kilinamamasi birazda Iran’in tutumundan kaynaklanmaktadir.
Revan Kalesi içerisinde Recep pasa ve Abbas Mirza camileri de vardi. Fakat Ruslar sehri ele geçirdikten sonra Recep Pasa camii yikilarak yerine Rus Pravoslav kilisesi yapilmistir. Abbas Mirza camii ise tamamen yikilarak ortadan kaldirilmistir. Bu önemli mescitlerin yaninda ismini bildigimiz fakat bu gün izine bile rastlanmayan Zalhan mescidi, Nevrozeli Han mescidi, Hoca Cafer Bey mescidi, Mehemmed Sertip Han mescidi, Haci Nasrullah Bey mescidi, Ulu Cami, Tepebasi mescidi, Esed Aga mescidi, Köprü Bulagi mescidi, Serdar mescidi gibi mescitlerin Ermeni atesleri arasinda eriyip kaybolmuslardir. Zalhan mescidi II. Dünya savasindan sonra mimari özelligi bozularak resim ve sergi binasi haline getirilmistir. Milletlerin benliklerini, düsüncelerini, duygularini, kuvvetle canlandiran yegane amil yaptigi eserlerdir. Onun için Ermeniler Türk eserlerini her firsatta yok ederek bölgenin kendi yerleri, yurtlari olduguna insanlari inandirmaya çalismaktadirlar.
Türbe ve Mezarliklar
Revan topraklarinda türbe ve mezarliklar halkin sik sik ziyaret ettigi yerlerdir. Meshed, Kerbela, Bagdat Kâzimiye’de bulunan Sii makamlarda oldugu gibi Revan Hanligi topraklarindaki halk da mezarlik ve türbelere akin ederek ziyaret etmekteydiler. Özellikle 10 Muharrem kutlamalari büyük bir coskuyla mezarlik ve türbelerde yapiliyordu.
Mezarliklar bir yerin tapu senetleri mesabesindedir. Revan'in eski mezarliginda yapilan bir arastirmada koç, koyun, at heykelli mezar taslari [19] bulunmustur. Azeri arkeolog ve tarihçi Mesedi Hanim Nimetova tarafindan yapilan kazilar neticesinde mezarlikta okunabilen ilk tarih 1478'dir.[20] Tespit edebildigimiz kadariyla Çukursa'd'a ismini veren asiret ve bu asiretin ilk yöneticisi olan Emir Sa'd'in türbesi ve bu sülaleden bölgeyi idare edenlerin gömüldügü türbeler bugün harabe halinde varligini sürdürmektedir. 2000 yili baslarinda Emir Saad’in türbesi onarilarak ayakta kalmasi saglanmistir. Bu türbeler bölgenin tamamen bir Türk yerlesim yeri oldugunu göstermesi açisindan çok önemlidir.[21]
Kaleler
Kaleler 19. yüzyilin sonuna kadar bir çok yerde önemini korumus olan Kaleler savunmaya yönelik bir yapi olarak sehir tarihlerinde önemli bir yer tutar. Kalin dis surlarla çevrili yapilar olan kaleler uzun yillar bir kusatmaya dayanabilecek sekilde istihkam edildiginden içerisindeki halkin asgari hayat sartlarini idame ettirebilmesi için gerekli her türlü donanima sahip yapilardir.
Revan tarihi boyunca büyük mücadelelere sahne oldugundan savunma için bir çok kale insa edilmistir. Toprakkale, Gümrükale, Keçikalesi, Agca kale, Kafir kalesi, Bayburt kalesi, Kalaburcu ve Revan kalesi gibi kaleler Revan sehrinin savunmasinda önemli yer tutar.
Revan vadisindeki tabii kayaliklar üzerinde kurulan kalenin tarihi eskidir. Yalnizca bir yolla giris çikis oldugundan müdafaasi kolaydir. Kalenin temeli bölgeye gelen ilk Oguz Türkleri tarafindan tesis edildigi ileri sürülmektedir.[22] Revan -Tiflis ticaret yoluna hakim olan Kâfir kalesi Revan hanliginin tarihinde önemli bir yer tutar.
Gümrü’de bulunan kale ise Osmanli Devletine giden ticaret yollarinin önemli dinlenme noktalarindandir. Arpa çayi Nehrinin taslariyla insa edilen Gümrü kalesinin VIII. asirda yapildigi sanilmaktadir. Rus - Iran – Revan hanligi savaslarinda tahrip olan Gümrü kalesi daha sonra Ruslar tarafindan yeniden insa edilmistir.[23]
Emir Timur zamaninda iskana açilan Revan, Sah Ismail tarafindan Veziri Revan Kuluna buraya bir kale yapilmasini istemesi üzerine 1509-10 da kale yapilmistir. Kale insaati yedi yil sürmüstür. Zengi çayinin kenarinda yapilan kale kirmizi kerpiç ve tastan yapilip bitirildikten sonra Sah Ismail tarafindan Revan Kalesi ismi verilmistir. Kalenin etrafi hendeklerle çevrilerek su ile doldurularak müdafaasi daha da kolay bir hale getirilmistir. [24]
Osmanli Devleti Revan’i ilk defa ele geçirdikten sonra Tokma Han’in sarayi merkez kabul edilerek sekiz kule, bes demir kapi, kervansaray, bir cami ile hamami ihtiva eden iç kele ve kirk üç kuleli dis kale kirk bes günde tamamlandi.[25] Kalenin yaninda Osmanli devleti bir sehir için ne gerekiyorsa onlarin insaatini acilen baslatti.
Kervansaraylar
Revan önemli bir ticaret yolu üzerinde bulundugundan hareketli bir ticarete sahiptir. Kervansaraylar ticaret merkezleri olarak vazife gördügünden Revan Hanligi topraklarinda irili ufakli kervansaraylar insa edilmistir. Bu kervansaraylardan Gürcü kervansarayi yetmis sekiz, Çulfa ve Serdar kervansarayinin otuz sekiz, Dagli, Sulu ve Susuz kervansaraylarinin birlikte yetmis dört; Haci Ali kervansarayinin ise kirk dükkani vardi. Bu dükkanlarin birer hareketli alisveris yerleri oldugu için kervansaraylarin ne kadar islek ve canli oldugu anlasilmaktadir. Serdar sarayinin hemen yaninda bulunan ve mimari bakimindan en güzeli olan Serdar kervansarayi giris kapisi boyunca sagli sollu sekiz yüz dükkani vardir. Bu kervansaraylar Revan’in ticari hayatina uzun yillar hizmet vermis, ve daha sonra Türk izlerini bölgede silmek isteyen Ermeniler tarafindan yikilarak yok edilmislerdir. [27]
Köprüler
Ticaret yollarinin kesistigi Revan sehri akarsular bakimindan zengindir. Akarsular üzerinde yapilan köprüler ticaret yollarinin ulasimini kolaylastirdigindan Revan sehrinin ekonomisine katkida bulunmaktadir. Hem akarsularin zenginligi ve hem de cografyanin stratejik konumundan dolayi sehir burada kurulmustur.
Revan sehrinin içinden geçen Keder çayi üzerinde Daglitas köprüsü, Zengi çayi üzerinde tasköprü, Bedi çayi üzerinde ise baska bir köprü Revan'da sehir içi ulasimini temin eder. Bu köprülerin isçiligi ve mimarisi oldukça dikkat çekicidir.[28]
Revan kuruldugu tarihten itibaren 1828’e kadar Türk idaresinde kaldigindan irili ufakli yüzlerce tarihi eseri bünyesinde barindirmistir. Fakat Ermeniler Ruslar vasitasiyla ele geçirdikleri bu güzelim yerleri ve tarihi eserleri yagma ve talan ederek tarih sahnesinden silmistir. “Sol Revan’da nem kaldi” diye acikli bir sekilde söylenen türkünün niye bu kadar hissî oldugu simdi daha iyi anlasilmaktadir.
*Yüzüncü Yil Üniversitesi Egitim Fakültesi Tarih bölümü. VAN
[1] - E.Eliekberli, Gadim Türk-Oguz Yurdu Ermenistan Bakü 1994, s. 184.
[2]- Yusuf Beg Vezirof, Azerbaycan, Tarihi Cografyasi ve Iktisadi, Istanbul 1338, s. 37;Sabir Esedov, Ermenistan Azerbaycanlilarin Tarihi Cografyasi, Bakü 1995, s. 445;Barthold, “Azerbaycan-Ermenistan”, Tarih Arastirmalari Dergisi, Ankara 1975, VIII-XII, s. 85; Hasan Oktay, Revan Hanligi, Malatya 1997, s. 3. (Yayinlanmamis doktora tezi)
[3]- Oktay Efendiyev, Azerbaycan Safeviler Devleti, Bakü 1993, s.78; H. Oktay, age, s. 21.
- Revanda 1747-1828 yillari arasinda kurulan Türk Hanligi için bakiniz, (Hasan Oktay, Revan Hanligi, Malatya 1997, yayinlanmamis doktora tezi.)
[5]- Oktay Aslanapa, Türk Sanati, Istanbul 1993, s. 293.
[6]- Hasanali Delili, Cenubi Azerbaycan Hanliklari, Bakü 1979, s. 75.
[7] - Semseddin Sami, Kamusu'l-a'lam, III, s. 2306.
[8]- H.F.B. Lynch, Armenia Travels and Studies, s. 216.
[9] - S. Esedov, Ermenistan Azerbaycanlilarinin Tarihi Cografiyasi, Bakü 1995, s. 449.
[10] - Ismail Azimbeyov, Irevan Müselman Abideleri, Bakü 1993, s. 300.
[11] - S. Esedov, age, s. 449.
[12] - I. Azimbeyov, age, s. 301.
[13] - I. Azimbeyov, age, s. 299; S. Esedov, age, s. 448.
[14] - Silâhsor Kemani Mustafa Aga, Revan Fetihnamesi, ( nesr. Münir Aktepe),
Istanbul 1970, s. 69; ( Caminin muhtemelen 1679 da meydana gelen depremde harap olmustur, S. Esedov, age, s. 23.)
[15] - Eli Zeynelov, 'Erivan'da ne Kaldi', Açiksöz Jurnali, Bakü 1990, IX, s. 19.
[16] - Hikmet Sevki, ' Erivan'da Türk Eserleri', Türk Yurdu, Istanbul 1928, C. 2
(22) Nr. 11( 205 )sayfa, 11.
[17]- Lynch, age, s. 215.
[18] - E. Zeynalov, age, s. 20; I. Azimbeyov, age, s. 302; S. Esedov, age, s. 450.
[19] - Koç, Koyun, at heykelli mezar taslarinin Anadolu’da ve kültürümüzdeki yeri
için bak,( A. Çay, Anadolu'da Türk Damgasi, Ankara 1983; Muhammet
Besir Asan, Elazig, Tunceli ve Bingöl Illerinde Türk Iskan Izleri, Ankara
1992, s. 91;H. Z. Kosay, 'Doguanadolu Mezar taslarindaki Koç Koyun
Heykelleri', Milletlerarasi I. Türk Sanatlari Kongresi, Ankara 1962, s.
255-257; B. Karamagarali, 'Sivas ve Tokattaki Figürlü Mezar Taslarinin Mahiyeti', Selçuklu Arastirmalari Dergisi, Ankara 1972, II, 75-103; A. Koyunlu, 'Mezar tasi Olarak Koç ve Koyun Heykeli', Türkiye Turing Otomobil Kurumu Belleteni,Istanbul 1976, sayi 56, s. 335; N. Sevgen, “Anadolu’da Koyun ve At Motifli Mezar Taslari', Tarih Dünyasi, Istanbul 1950, I,sayi 8.)
[20] - Mesedi Hanim Nimetova, Asirlarin Das Yaddasi, Bakü 1987, s. 40-42.
[21] - M.H. Nimetova, age, s. 45.
[22] - S. Esedov, age, s. 453.
[23] - I. Azimbeyov, Irevan Müselman Abideleri, Bakü 1993 s. 298.
[24] - S. Esedov, age, s. 454; I. Azimbeyov, age, s. 301.
[25]- Bekir Kütükoglu, Osmanli-Iran Siyasi Münasebetleri, Istanbul 1993, s. 136.
[26] - I. Azimbeyov, age, s. 302.
[27]- Memmedzade Gülmemmed, “Abidelerimiz Tarihi Evimiz”, Incesenet, Bakü 1992, nisan sayi 9, s. 30.
[28]- Karaçenli Azer, “Medeniyet Abidelerimiz, Azadlik, Bakü 1994, Mayis, no 54, s. 424.
__________________
Benimde oğlum GEMİ istiyor..Kim alıverecek acaba....
Konu: teşekkürler
Sınırlarımız ötesini bilememek ne kadar kötü. dedelerim Revandan Türkiyeye gelmiş bu yazı beni atalar yurduma götürdü. Sağolasınız. YAzarıda ayrıca tebrik ediyorum.
Bağlantı »