( BOĞAZLIYAN KAYMAKAMI KEMAL BEY’İN ANNESİ NAFİA HANIM

ATATÜRK’E DUYULAN GÜVEN VE SAYGININ GÜZEL BİR ÖRNEĞİ

( BOĞAZLIYAN KAYMAKAMI KEMAL BEY’İN ANNESİ NAFİA  HANIM’IN ATATÜRK’E YAZDIĞI DİLEKÇE)

 

Doç. Dr. Erdal AÇIKSES

 

ÖZET:

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra imzalanan Mondros Mütarekesi ile başlayan işgal hadisesine tepkisiz kalarak adeta işgalcilerin her direktifine  boyun eğen İstanbul Hükümeti, Ermeni ve Rum komitecilerinin de baskısıyla bir çok insanını kurmuş oldukları Divan-ı Harp Mahkemelerinde idam dahil,  ağır  cezalara çarptırarak  mağdur etmiştir. 

İstanbul Hükümeti’nin aksine Kuvay-ı Milliyeciler  ve onun lideri Mustafa Kemal halkıyla beraber hareket  ederek  Türkiye Büyük Millet Maclisi’ni kurmuş ve İstiklal Savaşı’nı başlatarak devletini işgalcilerden kurtarmıştır. İstiklal Savaşı ve sonrası halkının yanından ayrılmayan Mustafa Kemal ve Türkiye Büyük Millet Maclisi, işgal kuvvetleri, Ermeni ve Rum çeteleri ile İstanbul Hükümetince mağdur edilenlerin yanında olmuş ve bu mağduriyetlerini bir dereceye kadar gidermek için bir çok kanun çıkarmış, ayrıca bu mağdur kişilerin arkalarında bıraktığı varislerine de sahip çıkılmıştır.

Türk Halkının, Mustafa Kemal’e olan güven ve sevgisi her gün  artarak devam etmiş ve ona duyulan güvenin bir sonucu olarak her zorluğun üstesinden gelecek bir güç olarak görülmüştür.

Anahtar Kelimeler: Atatürk, Boğazlıyan Kaymakamı, Ermeni Meselesi, Tehcir.

 

ABSTRACT:

 

A GOOD EXAMPLE OF TRUST AND RESPECT FEELINGS TOWARDS ATATÜRK

 

İstanbul Government that showed no reaction against invasion, which started with the Mondros Armistice after the First World War, sentenced many people to death with the pressure of Armenian and Greek Committees. Nationalist Forces and their leader Mustafa Kemal founded Turkish Grand National Assembly and started Independence War by moving with the Turkish people and saved the state from the invaders.

Mustafa Kemal and the National Assembly that never left the Turkish people alone during and after the Independence War supported those who were hurt by the Armenian and Greek committees and enacted a law to cure their pains and they also supported those who were their heirs.

Turkish nation’s trust and love towards Mustafa Kemal increased day by day and he is seen as a power that can overcome every difficulty.

 

Keywords: Atatürk, Head offical of the Boğazlıyan District, Ermenian Questiön, Emigration.

 

 

            Yıllarca planlı bir şekilde sürdürülen Osmanlı Devletini yıkma planlarının son safhası paylaşım olarak belirlenmişti.  Mondros Mütarekesi ile başlayan işgal hareketi ve  sonrası Sevr Antlaşmasıyla paylaşım da şekillenmişti. Fakat bu plana kaşı yürütülen bir mücadele, uzun yıların ürünü bu planları alt üst edecek bir duruma geleceğini, işgal devletleri yetkilileri de dahil birçok kişi  kabul edememişti.

            İlk anda, birkaç çapulcu isyancı gözüyle bakılan Kuvay-ı Milliye Hareketi  Mustafa Kemal’in liderliğinde, ona duyulan güvenin eseri olarak bir istiklal harbine dönüşmüştü.

            İstiklal Harbi işgalcilerle beraber İstanbul yönetimine karşı bir mücadele şeklinde yürütüldü. Adeta işgalcilerle beraber hareket eden Damat Ferit Hükümetleri, halkın üzerinde işgal devletlerinden daha etkili oluyordu. Türk milleti arasına nifak sokarak Kuvay-ı Milliye hareketini engellemeye çalışıyordu. Kuvay-ı Milliye’nin oluşmasında etkili rolü olan kongreleri engellemek için tamimler yayımladı. Birçok görevliyi değiştirerek işlerin zorlaşmasına sebep oldu. Hatta Ali Galip gibi kişileri bu oluşumları engellemek için Anadolu’ya gönderdi.

Bu kadarla da yetinmeyen İstanbul Hükümeti, işgal kuvvetlerine yaranmak gayretiyle Divan-ı Harp Mahkemeleri kurarak[1], birçok görevliyi buraya sevk etmiş ve mahkeme heyetleri de değiştirilerek siyasi kararlarla hapis, hatta idam cezaları dahi verilmişti. Bu kurulan mahkemelere bir çok suçsuz insan çağırılarak sorgulanmış ve mağdur edilmişti. Bu masum insanlardan ilginç bir tanesi de, hiç ilgisi olmadığı halde Celal Bayar Bey olmuştur.

 Celal Bayar Bey’in hatıralarındaki konuyla ilgili kısımlarda anlatılanlar gerçekten oldukça ilginçtir. Her din ve cemaatten sorgu hakimlerinin emir almışçasına aynı suçlamayı yapmaları ve suçlamalarla ilgili olarak hiçbir belge gösterememeleri de mahkemelerin ortak özelliğidir. Ayrıca bu hususta hiçbir bilgiye sahip olmayan sadece sosyal hizmet ve hayır işleriyle uğraşan Ferit Eczacıbaşı’nın da sorguya alınması,  mahkemelerce konuyla ilgisi olmayan bir çok kişinin de mağdur edildiğine kötü bir örnektir.[2]

Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey’de bu mahkemelerde yargılanarak idama mahkum edilen  görevlilerden bir tanesiydi. Daha önce de aynı iddialarla suçlanmış, Yozgat İstinaf Mahkemesi’nde yargılanmış ve beraat etmiş olmasına rağmen tekrar mahkeme edilerek suç isnadı aranmıştır[3].

Mondros Mütarekesi’nden sonra işgal kuvvetlerinin Ermeni ve Rum komitecilere cesaret vermek ve onları kullanmaya devam etmek düşüncesiyle yaptıkları bu girişimlere İstanbul Hükümeti de adeta aracılık etmiştir. Ermeni dernekleri tarafından gazetelere verilen ilanlarla şahitler aranmış ve mahkemeler bu derneklerin isteği doğrultusunda yönlendirilmiştir[4]. İngiliz ve Ermenilerden gelen baskıdan dolayı istifa eden mahkeme başkanının yerine  Mustafa Paşa tayin edilmiş ve adeta işgal kuvvetleri ve Ermeni komitecilerin direktiflerine uyarak mahkemeyi onların istediği yönde yönetmiştir[5].

Nemrut lakaplı Mustafa Paşa’nın tayininden sonra yapılan mahkemede 8 Kasım 1919 tarihinde alınan kararla ilk defa bir Türk yetkili olarak, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey idama mahkum edilmiştir[6].  İngilizler bizzat bu konu ile ilgilenmiş ve Kemal Bey’in idamından sonra  Damat Ferit’in güvenilir bir Müttefik ve birde güvenilir bir mahkemenin varlığından bahsedilmiştir[7].

Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in idam kararı, Damat Ferit Hükümeti ve İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin gayretleriyle alınan Fetva sonrasında Padişahın kararı onaylamasın müteakip10 Nisan 1919 tarihinde yerine getirilmiştir[8].

İşgal Devletleri ve Amerikan heyetlerinin Mondros Mütarekesi’nden hemen sonra Türk arşivlerinde ve müesseselerinde yoğun bir araştırma yapmış olmalarına rağmen isnat edilen suçlarla ilgili hiçbir belge bulunamamıştır[9]. İstanbul Hükümeti, Boğazlıyan Kaymakamı gibi birçok kişi için daha, batılı devletlerin baskısıyla  adeta insan avına çıkmış ve 1397 kişi hakkında soruşturma açılmıştır[10].

Bu şekilde  suçlanan, hatta bir kısmı bu uydu mahkemelerde hapis veya idama mahkum edilen bir çok kişinin kendilerinin yanı sıra, aileleri de mağdur olmuş ve o an bulamadıkları birçok kişi de Ermeni komiteciler tarafından takip edilerek yargısız infaz şeklinde ( Talat ve Cemal Paşalar gibi) suikasta kurban edilmişlerdir[11].

Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulduktan sonra, adaletli bir kararla; Ermeniler tarafından şehit edilen veya onlar tarafından suçlandığı için İstanbul hükümeti tarafından adaletsiz bir şekilde cezalandırılanların kendilerine ve arkada bıraktıkları ailelerine sahip çıkmış ve işgal kuvvetleri ile beraber hareket etmek yerine milletiyle beraber hareket ederek onlara yardımcı olacak birçok karara imza atmışlardır[12].

Burada Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in asılmasından daha çok, yeni kurulan meclis ve onun Başkanı Mustafa Kemal ve üyelerinin almış olduğu kararlar ve milletinin onlara duyduğu güven ve sevgiden güzel bir örnek vermek için bu yazıları kaleme almak istemiştik. Fakat daha önceki gelişmeler hakkında da bazı bilgiler aktarmamız gerektiğine inandığımız için bu satırları yazdık.

Çünkü bu yazımıza konu olan dilekçe, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in Annesi tarafından Reis-i Cumhur Mustafa Kemal’e yazılmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Başkanı Mustafa Kemal Paşa, Damat Ferit ve İstanbul yönetimi gibi işgal kuvvetleriyle beraber hareket etmek yerine halkıyla hareket etmiş ve onların hukukuna sahip çıkmış ve hak ve itibarlarını iade etmeye gayret göstermiştir. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra da TBMM tarafından çıkarılan yasalarla Şehitlerden arkada kalanların mağduriyetleri önlenmeye çalışılmıştır. Meclis çıkardığı bir yasayla,  Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey gibi Ermeni komiteleri ve İstanbul Yönetiminden zarar görenlere “şehit” payesi vermişler ve bütün yazışmalarda da şehit ifadesini kullanmaya özen göstermişlerdir[13].

Ayrıca çıkarılan bir kanunla şehit unvanı verilen bu mağdurların arkada bıraktıkları ailelerine de oturabilecekleri bir emlak verilerek yapılan adaletsizliği bir dereceye kadar gidermeye gayret göstermişlerdir[14].

Boğazlıyan Kaymakamı Şehit Kemal Bey’in ailesine de 27 Haziran 1926 tarih ve 405 sayılı resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 882 numaralı kanun gereği[15] Eşi Hatice, kızları Müzehher ve Müşerref Hanımlarla oğlu Adnan’a, İstanbul’da değeri yirmi bin liradan fazla bir emlak verilmiştir[16]. Yazımıza konu olan Atatürk’e dilekçe yazan Şehit Kemal’in annesine, o dönemde eşi sağ ve oğlunun vesayetinde olmadığı için bu emlakten pay verilmemiştir.

Şehit Kemal’in annesi Atatürk’e yazdığı dilekçede, (daha sonradan geniş bilgi verileceği üzere) oğlunun eş ve çocuklarına verilen emlakten pay almak için değil, ekonomik olarak zor bir durumda olduğu için yardım istemektedir.

Dilekçe, son derece saygı ve sevgi dolu bir ifadeyle 20. 02. 1936 tarihinde yazılmıştır. Dilekçe, “Cumhurbaşkanı Büyük ATATÜRK’E” ifadesiyle başlar ve durumunu arz eden şu ifadelerle devam eder; “ Boğazlıyan Kaymakamı Şehit Kemal’in Annesiyim. Oğlumun şahadetinde kocam sağ, hal ve vaktimiz de yerinde idi. Oğlumun ailesine milletin bağışladığı mal ve mülkten on para istemeyerek hepsini çocuklarına bırakmıştım.

Kocam öldü gayri mübadil olduğumdan bizlere 214 küsur bin liralık bir mazbata bıraktı. Bunun esasen 96 bin liralık kısmını - bedel-i icar mazbatası olduğundan –hükümet nazarı itibara almadı, kalan resülmaldan tevzi edilen bonoların yüz liralığı azami (25) liraya satılarak, yirmi sene malımızın Yunanlılar elinde kalmasından kocamın girdiği borçlar ödendi[17].

Yukarıda mektuptan aldığımız ifadelerden de anlaşılacağı üzere, “ oğluma milletin bağışladığı” şeklindeki cümle şehit ailelerine yapılan yardımı, Nafia Hanım devlet, hükümet, millet bütünlüğü çerisinde milletin bir bağışı olarak görmüş ve o şekilde ifade etmiştir. Yirmi yıllık bütün birikimlerinin de göç etmek zorunda kaldıkları için Yunanistan’da kaldığını da belirtmiştir[18]. Ayrıca kendilerinin mübadele dışı tutulduğu için çok az bir parayla yurda göç ettiklerini ve devletin vermiş olduğu mazbatanın da değerinin çok altında bir para tuttuğu için borca girdiklerini ifade etmiştir[19].

Nafia Hanım mektubunun devamında  şimdi ben on parasızım. Kocamdan kalan ayda (28) lira dul aylığı da hala o zamandan kalan borçları ödemek için mahcuzdur. Geçen yıl komutaya baş vurarak bir çare dilemiştim.Netice çıkmadı

Yaşayan her insanın tabiî hakkı olan : yemek, içmek, ikametgah edinebilmek ihtiyaçlarımı dahi teminden acizim. Daha ödenecek (600-700) lira borcum var ki hiç olmazsa onlar ödenmiş olsa aylığım ekmek paramı temin için elimde kalacak.” şeklindeki ifadelerle de; Atatürk’ün Yüksek Makamını rahatsız etmeden  Komutaya” müracaat ederek çare aramış fakat sonuç alamayınca müracaat etmek zorunda kaldığını saygısından dolayı belirtmek ihtiyacını hissetmiştir. Ayrıca daha rahat bir hayat yaşamak için değil borçlarını ödeyebilmek için yardım istediğini ve ödeyememe sebebini de özellikle belirtmiştir.

İşte Büyük ATATÜRK, Kemalin anasının bugünkü hali budur. Baş ağrıtmaktan çok korktuğum halde her derdin ilacını bulan yüksek makamına baş vurduğum için cesaretimi af buyur.” şeklinde devam eden mektupta dikkat çeken bir diğer husus ise Atatürk kelimesinin bütün harflerinin her defasında büyük harflerle yazılmış olmasıdır. Ayrıca  her derdin ilacını bulan yüksek makamına” şeklindeki ifadesiyle de Atatürk’e olan güvenini açık bir şekilde dile getirmiştir. Ayrıca kendini rahatsız ettiği için de af dilemeyi ihmal etmeyerek Atatürk’e olan saygısını da bir defa daha ifade etmiştir.

Mektup, “Yetmiş yaşımda, hiç alışmadığım halde çekmekte olduğum bu felaket ve sefaletten beni kurtarmak çaresini bulmanı, enderin saygılarımla dilerim Aziz ve büyük ATATÜRK” şeklinde saygı ve dilek ifadeleri ile son bulur[20].

Boğazlıyan Kaymakamı Şehit Kemal’in Annesi Nafia Hanım’ın dilekçesinin akıbeti ise şu şekilde gelişir; Dilekçe aynı gün Başvekalete havale edilir.

Nafia Hanım bir müddet sonra evrakını takip etmek için;

“Sayın Değer ( Muhtemelen Saygı Değer yazılmak istenmiş)  Başvekil,

Atatürk’e taktim ettiğim bir istidanın yüksek makamınıza havale olunduğunu Cumhur Başkanlığı Özel Büro Direktörlüğünden haber aldım. O istida’da uzun uzun yazdığım gibi hakikaten fena bir malî vaziyette ve perişanlık içindeyim. İstidamın neticesi hakkında  Lütüfkâr olmanızı dileyerek saygılarımı sunarım.”şeklindeki 13.03.1936 tarihinde bir dilekçe daha verir[21].

Dilekçeye; “ Çekmiş olduğu telgrafınız 24.2.936 tarihinde 3/316 sayı ile Dahiliye Vekilliğine sunulmuş olduğunu arz ederim.” şeklinde Evrak Müd. imzasıyla bir not düşülerek bilgi verilir.

Bu dilekçedeki ifadelerle daha önce bahsettiğimiz dilekçenin aynı kişiye ait olmasına rağmen ardaki farklılık hemen göze çarpmaktadır. Şöyle ki; bu dilekçede devlet daire ve yetkililerine duyulan saygı hissedilmekle beraber Atatürk’ün makamına yazılan  mektup şeklinde kaleme alınmış dilekçedeki samimi sevgi ve saygıyı bulabilmek pek mümkün değil.

Atatürk’e sunulan dilekçe Başvekalete havale edilmiş, Başvekalet’te, Başvekil yerine Müsteşar imzasıyla ; “ gereğinin yapılmasını müsaadelerinize rica ederim” şeklinde bir yazıyla 18.03.1936 tarihinde Dahiliye Vekaleti’ne havale etmiştir[22].

Dahiliye Vekaleti de; Başvekâletin C: 19/3/936 tarih ve 6/924 sayılı yazısına

Fenerbahçe Dalyan Sokak 8 N.lu evde oturan Eski Boğazliyan kaymakamı şehit Kemalin annesi Nafianın dilekçesi, Kemalin aile ve çocuklarına Hükûmetçe yapılan yardımdan anasınında istifade ettirilmesine müterettip muamelenin yapılması ricasiyle 28/2/936 tarih ve 1177 sayılı yazı ile Maliye bakanlığına gönderilmiş olduğunu saygılarımla arzederim.”; şeklindeki Başvekâlete yazdığı 23. 03. 1936 tarihli Dahiliye Vekili imzasıyla konu hakkında Başvekâlete bilgi verir[23].

Dahiliye Vekaleti’ne gelen yazı bir dereceye kadar burada şekil değiştirmiş ve Nafia Hanımın oğlu Şehit Kemal’in eş ve çocuklarına bağışlanan maldan pay istemediğini, sadece borçlarını ödeyecek kadar nakdi bir para istediğini özellikle belirtmiş olduğu halde, Dahiliye Vekâleti (önceden çıkan kanunu da bilmediği için olsa gerek) çözümü daha önceden tahsis edilen yardımdan Nafia Hanım’ında faydalanabilmesi için işlem yapılmasını ister.

Dahiliye Vekâleti tarafından Maliye Vekâleti’ne havale edilen dilekçe, Nafia Hanım’ın Başvekalete verdiği dilekçeye cevap verebilmek için, bu defa da Başvekalet Maliye Vekaleti’ne bir yazı yazarak işlemin sonucunu öğrenmeye çalışır. Ayrıca Başvekâlet Maliye Vekâleti ile yaptığı yazışmaya işlemin gelişmesiyle ilgili bilginin Nafia Hanıma da ulaştırılmasını ister[24].

Nihayet, Maliye Vekâleti görüşünü 21.05.1936 tarihinde Başvekâlete yazdığı;

Boğazlıyan kaymakamı Şehit Kemalin annesi Nafia tarafından bittakdim Dahiliye Vekâletine havale buyrulan ve taalluku hasebile hazineye gönderilen arzuhal tetkik olundu.

Dilek sahibi oğlunun vefatı sırasında kocasının hali vakti yerinde olduğundan oğlu ve ailesi efradına milletin bağışladığım mal ve mülkten bir şey istemediğini, kocasının ölümile kendisine intikal eden 28 lira dul maaşının iaşesine kâfi gelmediğini , ödenecek700 lira borcu olduğunu ileri sürerek yardım talebinde bulunmaktadır.

Oğlunun vefatı sırasında kendisi evli ve gayri muhtaç bulunduğundan oğlunun efradı ailesine 882 sayılı kanun hükümlerine göre tahsis edilen emvalden kendisine de hisse verilmesi mezkûr kanun hükümlerine uygun değildir. Bu sebepten  kendisine mal tefviz edilmemiş idi. Dilek esasen mal tefevvüzünü istihdaf etmeyip 700 liralık borcunun tesviyesine medar olacak nakti bir yardımın yapılmasına matuf bulunmasına göre keyfiyyetin yüksek makamlarınca tayin ve takririne müsaade buyrulmasını ve mürsel arzuhalin leffen takdim kılındığını arzeylerim.” şeklindeki ifadelerle belirtir ve kararı Başvekâlete havale eder[25].

Maliye Vekâleti, dilekçenin özünü anlamış ve Nafia Hanım’ın dileğinin bir mal tahsisi veya oğlunun eş ve çocuklarına bağışlanan emlaktan pay almak istemediğini, sadece yedi yüz liralık borcunu ödeyebilmek için nakdi bir yardımın yapılmasın istediğini belirtir.

Başvekâlet , Maliye Vekâletinden aldığı görüşten sonra, Baş Vekâlet Müsteşarı’nın imzasıyla;

Reisi Cumhura sunduğunuz 20-2-936 tarihli dilekçenize cevaptır. Oğlunuz merhum Kemalin ailesi efradına 882 nolu kanun mucibince emval tahsis edilirken siz evli ve gayri muhtaç bulunduğunuzdan size hisse verilmemiş olduğu ve şimdi de ayrılmasının kanun müsait olmadığı Maliye Vekâletinden bildirilmiştir. Tebliğ olunur “ şeklindeki bir yazı ile dilekçenin cevabı Nafia Hanıma bildirilir[26].

Nafia Hanıma tebliğ olunan yazıda, oğlunun eş ve çocuklarına daha öce yapılan bağıştan bir hisse verilmesinin, bağışı sağlayan kanunun hükmüne göre mümkün olmadığı bildirilmiştir. Zaten Nafia Hanım dilekçesinde böyle bir pay istemediğini belirtmişti. Fakat nedense yazışmalar hep bu konu üzerine yoğunlaşmıştır. Bu şekilde bir yardımın yapılamayacağı kesinleşmiş olmakla beraber, sonuçta başkaca bir yardım yapılıp yapılmadığı ile ilgili bir bilgiye de ulaşamadık.

Sonuç olarak yukarıda kısaca temas ettiğimiz gibi, Türk halkının Atatürk’e duyduğu güven ve saygı yı her vesile ile dile getirdiği ve isminin geçtiği yazışmalarda dahi ona duyulan sevgi ve saygı adeta yazının özünden daha fazla hissedildiği görülmektedir.

Yukarıda kısaca verdiğimiz bilgilerden de anlaşılacağı üzere; Boğazlıyan Kaymakamı Şehit Kemal’in, bazı iddiaların aksine Ermeni Tehciri sırasında tehcir edilenlerin mallarından bir servet elde etmiş değildir. Çünkü annesinin muhtaç durumu ortadadır. Babası borçlu olarak ölmüştür ve kalan borçları annesi ödeyememektedir. Ayrıca çocukları da devletten aldığı yardımla hayatlarını idame etmektedirler.

Ayrıca Birinci Dünya Savaşı ve Milli Mücadele boyunca Rum ve Ermenileri kullanarak Türk Milletine saldırtarak onların zarar görmesine de sebep olanlar, onlar kadar hatta onlardan daha fazla canından, yerinden yurdundan edilen Türklerin de maddi manevi bir çok zarara uğramalarına sebep olmuşlardır. Bunun en kötü örneği de Boğazlıyan Kaymakamı Şehit Kemal Bey ve annesi, eşi ve çocuklarının durumudur. Bu örneklerde bize gösteriyor ki, Rum ve Ermenileri yine kullanmak için onlarla beraber hareket eden Batının, Rum ve Ermeni iddiaları olarak ortaya çıkarttıkları birçok asılsız olaylarında ilmi ve tarihi gerçeklerden uzak siyasi söylevlerden başka bir şey değildir.

Bir öz eleştiri yapmak gerekirse, o dönemde de ağır bir bürokrasinin olduğunu söylemek mümkün.

 



[1] Mahkemelerle ilgili olarak Bkz. Azmi Süslü, Ermeniler ve Tehcir Olayı, Yüzünü Yıl Üniversitesi Yayınları No: 5, Ankara,  1990, s. 146 vd.

[2] Celal Bayar, Bende Yazdım, Cilt 5, İstanbul, 1997,  s. 35 vd.

[3] Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey Olayı ile ilgili olarak, güzel bir çalışmayla konuyu müstakil olarak inceleyen Sayın Necdet Bilgi’nin eseri oldukça doyurucu bilgiler ihtiva etmektedir. Bkz. Necdet Bilgi, Ermeni Tehciri ve Boğazlıyan Kaymakamı Mehmed Kemal Bey’in Yargılanması, Ankara, 1999.

[4] Alper Gazi Giray, Ermeni Terörünün Kaynakları, İstanbul, 1982, .s.529 vd.

[5] Necdet Bilgi, a.g.e., s. 126 vd.

[6] Azmi Süslü, a.g.e., s. 148; Alper Gazi Giray, a.g.e., s.531.

[7] Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, Türkçeye Çeviren: Cemal Köprülü, Ankara, 1971,  s. 36-40

[8]  Necdet Bilgi, a.g.e., s. 153 vd.; Celal Bayar, a.g.e., s. 68 vd.

[9] Amerika ve Avrupa Devletlerinin çok ısrarlı aramalarına ve araştırmalarına rağmen işgal yıllarında ellerinde bulunan Osmanlı Arşivi dahil olmak üzere Paris, Washington ve Londra arşivlerinde de suç teşkil edecek bir delil bulunamamış fakat Ermeni Patriği ve İngiliz Yüksek Komiserinin verdiği listelerle suçlu avına çıkılmıştır. Bkz. Azmi Süslü, Fahrettin Kırzıoğlu, Refet Yinanç, Yusuf Halaçoğlu,  Türk Tarihinde Ermeniler, Ankara , 1995, s. 230 vd.;ayrıca bkz. Bilal Şimşir , The Deportees of Malta and the Armenian Question, Ankara, 1984.

[10] Kamuran Gürün, Ermeni Dosyası, Ankara, 1983, s. 238 vd.; Hasan Kundakçı, Emperyalizmin Kullandığı Ermeniler,  Ankara, 2001, s. 110-111.

[11] Tehcirde suçlu addedilerek Ermeni komiteciler tarafından şehit edilen eski görevlilerin çocukları da mağdur olmuş. Bu mağduriyetlerini bir dereceye kadar gidermek düşüncesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi onlara emekli aylığı bağlamıştır. Talat Paşa’nın varislerinin müracaatı üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisince aylık bağlanması, bunun güzel bir örneğidir. Bu bilgiler için bkz; Türkiye Cumhuriyeti, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, No: 030. 18. 01. 01 /016. 79. 11, Tarih: 20. 12. 1925, Sayı: 2916. Bkz. Ek: 1-2       

[12] Savaş döneminde zarar gören ve şehit edilenlerin ailelerine aylık bağlanması para yardımı yapılması ile ilgili 481 Numaralı Kanun için bakınız; TBMM. Zabıt Ceridesi, Devre II, Cilt 8, s. 632 vd.

[13] Necdet Bilgi, a.g.e., s. 153 vd.

[14] Yapılan bağışlarla ilgili olarak bakınız; Erdal Açıkses,  “Türkiye Büyük Millet Meclisinin Ermeni Komiteleri Tarafından Şehit Edilenlerin  Ailelere Yaptığı Yardımlar”, Ermeni Araştırmaları, Sayı: 6, Yaz 2002, Ankara, 2002, s. 84-94.

[15] 882 numaralı kanun için bkz. TBMM. Kavanin Mecmuası, Cilt 4, (ikinci basılış), Ankara, 1941,  s. 940.

[16]  Türkiye Cumhuriyeti, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, No: 030. 18. 01. 01./ 023. 7. 19 (1), Tarih: 13. 02. 1927,  Sayı:4716. Bkz. Ek: 3-4-5

[17] Nafia Hanım’ın  Dilekçesi için bkz; Türkiye Cumhuriyeti, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, No: 030. 18. 01. 01  / 23. 7. 19(1). eki 137-75, Tarih: 02. 02. 1927, Sayı: 4710; (20. 02. 1936 Tarihli Dilekçe ). Bkz. Ek: 6

[18]  Anadolu’dan göç eden Rumların malları üzerine spekülasyon yapanlar, Balkanlardan Türkiye’ye göç edenlerinde olduğunu ve onlarında çok kıymetli birçok mallarının da, Yunanistan ve diğer Balkan ülkelerinde kaldığını da nedense akıllarına hiç getirmezler. Nafia Hanımın bu hüzünlü ifadeleri, onlara bu hususu da düşünmeleri gerektiği ile ilgili güzel bir  örnektir.

[19] Türkiye Cumhuriyeti, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, No: 030. 18. 01. 01/ 23. 7. 19(1). eki 137-75, Tarih: 02. 02. 1927, Sayı: 4710; (20. 02. 1936 Tarihli Dilekçe ). Bkz. Ek: 6

 

[20] Dilekçe dönemin okur yazar oranının çok az olduğunun adeta bir belirtisi olan, mühür kullanma geleneğinin bir örneği olarak imza yerine NAFİA şeklinde mühürle mühürlenmiştir. Fakat Bazı Dilekçelerde Nafia şeklinde yazılarak imzada atılmıştır. Adres olarak da “ Fenerbahçe Dalyan Sokak no: 8 de Kemalin Anası Nafia “ olarak adres belirtilmiştir.

[21]  Bu konuda daha geniş bilgi için bkz.: Türkiye Cumhuriyeti, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, No: 030. 18. 01. 01 / 23. 7. 19(1). eki 137-75, Tarih: 02. 02. 1927, Sayı: 4710; (13. 03. 1936 Tarihli Dilekçe). Bkz. Ek: 7

[22] Türkiye Cumhuriyeti, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, No: 030. 18. 01. 01  / 23. 7. 19(1). eki 137-75, Tarih: 02. 02. 1927, Sayı: 4710;  (19.03.1936 Tarihli Başvekaletin müsvedde yazısı) . Bkz. Ek 8

[23] Türkiye Cumhuriyeti, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, No: 030. 18. 01. 01  / 23. 7. 19(1). eki 137-75, Tarih: 02. 02. 1927, Sayı: 4710. (Dahiliye Vekaletinin 23. 03. 1936 Tarihli Arzı) Bkz. Ek: 9

23 Türkiye Cumhuriyeti, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, No: 030. 18. 01. 01  / 23. 7. 19(1). eki 137-75, Tarih: 02. 02. 1927, Sayı: 4710; (Dahiliye Vekaletinin 23. 03. 1936 Tarihli Arzı). Bkz. Ek: 9

[24] Nafia Hanım’ın  Mektubu için bkz; Türkiye Cumhuriyeti, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, No: 030. 18. 01. 01  / 23. 7. 19(1). eki 137-75, Tarih: 02. 02. 1927, Sayı: 4710; ( 27.031936 Tarihli Başvekil Yerine Müsteşar Adına yazılmış müsvedde yazı). Bkz. Ek: 10

[25] Nafia Hanım’ın dilekçesi için bkz; Türkiye Cumhuriyeti, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, No: 030. 18. 01. 01  / 23. 7. 19(1). eki 137-75, Tarih: 02. 02. 1927, Sayı: 4710; ( 21.05. 1936 Tarihli Maliye Vekili imzalı yazı). Bkz. Ek: 11

[26] Nafia Hanım’ın  Mektubu için bkz; Türkiye Cumhuriyeti, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, No: 030. 18. 01. 01/ 23. 7. 19(1). eki 137-75, Tarih: 02. 02. 1927, Sayı: 4710; ( 26. 05. 1936 Tarihli Başvekil Müsteşarı adına yazılmış müsvedde yazı). Bkz. Ek: 12

__._,_.___

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Yorum yaz!