TERÖR VE TERÖRİSTLE BAŞA ÇIKMA,
12.04.1994 tarih ve 3713 sayılı terörle mücadele kanunu, terörü şöyle tanımlamaktadır.;
‘’Terör, Baskı, Cebir, Şiddet, Korkutma, Yıldırma, Sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ekonomik düzeni değiştirmek, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa uğratmak, yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve özgürlükleri yok etmek, devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi ve kişiler tarafından girişilecek her türlü eylemlerdir.
Günümüzde terör; , Soğuk harp stratejisi içinde, psikolojik savaş türünde olmaktadır. Bölgeler arası siyasal ve sosyal çıkarlar, ekonomik ve gelişmişlik farklılıklıları, etnik milliyetçiliğin çıkarcı emperyalist devletler tarafından tahrik edilerek, kendi amaç ve çıkarlarını gerçekleştirmek üzere terörist örgütlerden yararlanmaları v.b. nedenlerle Gerçekleştirilmektedir.
Türkiye’de PKK terörü; yirmi yılı aşkın bir süredir ülke ekonomisinin büyük bir bölümünü sömüren, Ulusumuzun huzursuz ve korku içinde yaşamasına neden olan, Silahlı Kuvvetlerimizi ve güvenlik güçlerimizi angaje eden ve kırk bine yakın şehit verdiren, çocuk, kadın erkek vatandaşlarımızın acımasızca canlarına kıyan, ocaklar söndüren, güney doğu bölgesindeki her türlü yatırımları önleyen, bölge gençliğini ilkel koşullarda savaş araçları olarak kullanan, kardeşi- kardeşe, ana ve babayı- evlada vurduran, asırlarca içinde yaşadıkları ülkelerini ve Ulusunu namerde muhtaç duruma getiren, sonunda; ne içinde özgürce yaşayacağı vatan ne de uğrunda savaşacağı bir toprağı dahi olmayacak zavallıların top yekun nafile eylemleridir.
Terörist ise; Terörün vurucu piyonları, küreselleşmenin gerçekleştirilmesinde, emperyalist güçlerin emellerine hizmet eden, sonunda kendilerini kullananları da tehdit eden unsurlar haline gelecek canlı bombaları, savaş makineleridir.
Terör konusunda, yirminci yüz yılın en çarpıcı örneği, l950 yıllarının sonu, 1960 lı yıllarda Afganistan’ı işgal etmeye başlayan ve 1988 – 1998 deki Sovyet işgaline karşı gerçekleştirilen savaşlar sürecinde, 1994 yılında Afganistan’ın güney batısında yer alan Kandahar kentinde
Molla Muhammet Ömer başkanlığında bir grup din öğrencisinin bir araya gelmesi ile kurulan Taliban örgütü, Ahlak bozukluğunu ortadan kaldırmak, güven ve istikrar ortamı yaratmak ve ülkeyi İslam şeriatı ile yönetmek amacıyla yönetimi ele geçirmiştir.
Sovyetlerin Afganistan’ı işgali sırasında ve sonrasında ortaya çıkan radikal İslamcı gruplar ve Afganistan üzerinden Orta Asya ve Hazar denizinde İran Nüfuzunun yayılabileceği olasılığı, ABD’yi kuşkulandırmıştır. Fakat daha sonra, söz konusu radikal İslamcı gurupların yerine tek bir Sünni radikal gurubun oluşması ( Taliban hareketi ) ABD’nin çıkarları ile örtüşmüştür. Bu bakış açısı ile ABD, ilk etapta Taliban ve Taliban’ın destek verdiği El – Kaide’nin varlığına destek vermiştir. Ayrıca Afganistan üzerinden Orta Asya ile ( Türk devletleri) ekonomik işbirliği planları kuran Pakistan ve Afganistan yönetiminin başında olan ve Hindistan’la işbirliği yapan Burhanettin Rabani ile Ahmet Şah Mesut’un varlığı ABD’yi kaygılandırmıştır. ABD’ den sonra Pakistan’da Taliban ve El – Kaide’ye destek vermiştir. Radikal gurupları zayıflatarak Afganistan’ı ele geçiren Taliban’ın çıkarları, bu kez ABD’nin bölgedeki yayılma politikası ile çatışmaya başlamıştır. Böylece, ABD’, besleyip büyüttüğü Taliban ve El – Kaide’yi yok etme çabası içine girmiştir.
Ancak, El – Kaide terör örgütü öylesine güçlenmiş ve İslam ülkelerine yayılmıştır ki, İslam Ülkelerinden gelen terörist adaylarını eğitmek, onlara baskın, bombalama şiddet taktikleri vererek bir bakıma kendine bağlı örgütler durumuna getirmiştir. Artık El – Kaide uluslararası terör gücü olmuştur. bu gücünü, ses getirecek bir ülkede yapacağı terörist eylemle bütün dünyaya tanıtmak zamanı gelmiştir.
11 Eylül 2001 tarihinde baskın şeklinde, ABD yolcu uçaklarını yolcuları ile birlikte kaçırıp, canlı tahrip aracı olarak Newyork’taki uluslar arası ticaret merkezi olan ikiz kulelere ve ABD’ nin en çok korunan Pentagon’a hücum etmiştir. Yerle bir olan ticaret merkezi enkazı altında kalan binlerce ölü ve yaralıya neden olan bu en büyük terörist eylemi ABD’ye ve tüm dünyaya korku, dehşet saçmış, moral ve psikolojik bozukluklara neden olmuştur
Bu olaydan hemen sonra, ABD, terörizm ile mücadeleyi kaynağında kurutma stratejisi ile Afganistan’ı, daha sonra Irak’ı işgal etti. Böylece Uzun yıllar hayal ettiği Orta doğudaki petrol kaynaklarına da hâkim olmak amacı ile bölgeyi ele geçirme Projeleri geliştirdi. ( BOP ) Büyük Orta Doğu Projesi, ( GOP ) Genişletilmiş Orta Doğu Projesi, ( GOKAP ) Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi. gibi.
Bu Projelere göre bölgedeki 22 ülkeyi ( Türkiye dahil ) kendisine bağlı uydu devletler durumuna getirecek, Bu devletlerin coğrafi, idari, sosyal, ekonomik ve kültürel durumlarını kendi şekillendirdiği koşullara göre örgütleyerek, küreselleşmenin sömürülen küçük devletçikleri olarak yönetecek şekilde politika ve stratejiler üretmiş durumda.
Anımsanacağı üzere Türkiye’ nin de ılımlı İslam devleti olarak 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr anlaşmasına göre şekillendirilmesi, ABD istihbarat servisleri tarafından kamuoyunun bilgisine sunulan ve NATO SAVUNMA KOLEJİNDE dahi tartışılan haritalar belleklerimizde yer almıştır. 11 Ekim 2007 tarihinde ABD Temsilciler Meclisi dış işleri komisyonunda kabul edilen Sözde Ermeni soy kırım tasarısını kabulü de bu projenin uygulanmasının önemli bir bölümüdür.
Fakat, burada hemen anımsanmalıdır ki; Afganistanda Taliban ve El – Kaide yeniden güçlenmiş ve Afganistan’a hakim olmak için savaş vermektedir, Irakta ise El – Kaide iyice örgütlenmiş ve Irak’ı bir eğitim yeri olarak kullanmaktadır.
Bu noktada bir anımı okurlarla paylaşmak istiyorum.1958 yılında ben, Kur. Yüzbaşı olarak Quetta’da konuşlanan Pakistan Kurmay Kolejinde öğrenci olarak bulunmakta idim. Mustafa Kemal ATATATÜK’ ÜN ön görüsü ile l930 yıllarında başlatılan, Afganistan Ordusunu eğitmek, onlara giysi ve silah yardımı yapmak üzere geçekleştirilmekte olan projenin devamı olarak, o tarihte, General, Kurmay Subay olarak 35 askeri personel, Afganistan Genelkurmay Başkanlığı, Ordu Komutanlıları, Harp Okulunda görev yapmakta idiler. Fakat başlayan Sovyet işgali ile Türkiye’nin Görev kuvveti de mezkûr tarihte görevine son vererek çekilmek zorunda kalmıştır. Bu aşamayı ben de üzülerek yakınında izleyenlerde birisiyim.
Türkiye’deki terör ve teröristle baş etme konusunu işlerken, niçin kitaplara konu olan önemli ve detaylı bir konuyu ön bilgi olarak sunduğumu merak edenler olmuştur kuşkusuz. Takdir edilir ki; böylesine bir ön bilgiyi sunmadan, evren için bir tehdit unsuru haline gelen ve Türkiye’ye de yirmi yılı aşkın uzunca bir süre savaş hali yaşatan PKK örgütünün evrensel bir terör haline getirildiğini, bu süreç içinde değişik güçlerin etkisi altında kalarak strateji ve taktik değişiklikler yapma durumunda kaldıklarını, para, araç, gereç ve değişik destekler veren emperyalist güçlerin emirlerine göre hareket eden profesyonel savaş araçları olarak kullanıldıklarını da dikkate alarak doğru tanı koymak ve buna göre daha gerçekçi çözüm yolları ve uygulamalarla başa çıkma strateji ve politikaları üretmek zorunlu hale gelmiştir.
Başka bir görüş açısı ile bakıldığında bir hususu daha anımsatmakta yarar görmekteyim. 1980 yılında gerçekleştirilen ihtilalin güçlü adamı başbakan Turgut Özal’ın 1984 yılında bir avuç çapulcu olarak küçümsediği Terörist başı Öcal’ın hareketi,, evreler geçirerek böylesi bir ölüm, şiddet, kıyım makinesi durumuna gelen PKK terör örgütünün, aynen afganistanda olduğu gibi El – Kaide örgütü haline gelebileceğini kimse değerlendirmediği gibi, bu gün dahi
bu konuda konuşan pek çok kimse böylesi bir değerlendirmeyi yapmamaktadırlar. Fakat Ülke yönetiminden sorumlu olan kişiler konuşmacı değil uygulayıcıdırlar. Bu nedenle özellikle ve öncelikle Türkiye yi yönetme durumunda olanlar, geniş perspektiften bakarak Terörizm ve Teröristle başa çıkma strateji ve politikalarını yeniden gözden geçirip kesin sonuç için uygulamaya koymak zorundadırlar. Bu ön görüyü, ABD dahil tüm dünya ülkelerinin de dikkat nazara almaları, yakın tarihi anımsayarak şimdi destekledikleri PKK terör örgütünün bir süre sora canavarlaşarak El – Kaide Örgütü ile bütünleşip büyük devletleri vuracaklarını asla göz ardı etmemeleri kendilerine anımsatılır.
Çok acıdır ki; Küreselleşme, Emperyalist güçleri öylesine kör ve öylesine duyarsız hale getiriyor ki, geçmişin sömürgecilik politikaları yine iştahlarını kabartıyor. Geçmiş günlerin sömürgecileri bu günün küreselcileri olarak yine dünya zenginliklerinin üzerine oturmak için her türlü çabayı göstermektedirler.
Fakat yirminci yy da sömürgeciliğe son veren, emperyalistleri kendi ülkelerine dönmeye mecbur eden, Sömürülen tutsak ülkelere bağımsızlık ruh ve iradesini aşılayan Mustafa Kemal ATATÜRK, İlke ve düşünceleriyle bu dönemin de yegâne önderi olacaktır. Emperyalist devletler bundan çekindikleri için Kemalizm’i yok etmek için her türlü entrikayı uygulamaktadırlar. Emperyalizm ile aynı kulvarda olanlar, inat ve intikam almayı bırakın, o büyük önderi silmeye çalışan emperyalistlere destek vermeyin. Bu gün Türkiye nin tehlikeli bir girdaba girişinden, sadece ve sadece ATATÜRK ilke ve devrimlerine sahip çıkmak ve onları çağa uydurarak uygulamakla kurtulunabileceğine kendinizi inandırın.Dünyada aç ve sefil insanlar oldukça, ülkeler ve toplumlar arası eşitsizlikler arttıkça, küreselleşmenin başarıya ulaşmasına, terörün önlenmesine olanak yoktur!..
Terör örgütlerinin gelir kaynakları:
- Terörü kendi çıkarları amacı ile kullanan devlet ve toplumların, kendi topraklarında kamplar ve üs’ler kurmalarına izin veren ve terörist! e her türlü silah, araç, gereç ve lojistik destek verenler.
- Soygun, gasp yolları ile sağlanan para, silah v.b. gelirler.
- Haraç toplama; korku, baskı, şiddet ve bazen sempatizan zenginlerden toplanan paralar
- Sahtecilik, sahte para basıp piyasadan sağlanan paralar.
- Uyuşturucu ticareti, çokça kullanılan bir kaynaktır.
- Kaçakçılık, yine geniş ölçüde uygulanan bir yöntemdir.
- İşgalci büyük devletlerin çıkarı için yapılacak terörist eylemleri karşılığı, bu devletlerden sağlanan her türlü yardım v e destekler.
Terörizm ve Terörle başa çıkma İlke ve kuraları
İlkeler:
Örgütlenme:
* Ülkedeki terörizmin önlenmesi için sadece kendine güvenmek ve çözüm için gerekli irade gücüne sahip olmak,
* Başkalarından asla direktif almamak, fakat komşu ülkelerden koordinasyon yardımı sağlamak.
* Başbakana bağlı merkezi bir sevk ve idare karargâhı kurulması, Bu karargâha terör uzmanı olan üst düzey bir başkan görevlendirilmesi
* Karargâhın, personel, istihbarat, harekât, lojistik Şubelerine yeterli uzman personel atanması.
* İlgili Kurum ve makamlarla ilişki kurabilecek ve işbirliği yapabilecek yetenekli uzman personel görevlendirmesi.
* Asla Başka ülkelere insiyativ verilmemesi..
* Bu karargahla, ilgili kurum, birlik ve merkezlerle olağanüstü bir haberleşme ağı tesisi..
* Her türlü araç ve gereç tahsisi.
Terör Örgütü ile ilgili hususlar:
- Terör Örgütünün kaynağı, ilişkileri, destek gördüğü ve konuşlandığı yer ve yerler, hakkında sağlıklı bilgilere sahip olmak
- Terör kaynağını doğru saptamak. PKK için kaynak, Güney Doğu Anadolu’nun işsiz, eğitimsiz, aç ve sefil gençleri, Üniversitelerdeki yoksul güney doğulu öğrenciler, El – Kaide terör örgütünün uzman teröristleri.
- PKK nın iki savaş grubunun olduğunun saptanması. Birincisi; kırsal bölgelerde sıcak çatışmalar gurubu, ikincisi; Ülke içinde terörist eylemler yapan, bombalı saldırılarda bulunan şehir teröristleri.
- Her iki gurup la mücadele edebilecek, uygun eğitim görmüş, uygun teçhiz edilmiş özel personelden kurulu timler ve birlikler görevlendirilmeli.
Terörizmle mücadele ilkeleri:
- Siyasal ve sosyal hazırlıklar yapılmadan, esas kaynakta gerekli önlemler alınmadan asla sınır ötesi harekât yapılmamalıdır
- Siyasal ve sosyal hazırlılar ve önlemler şunlar olabilir:
— Esas kaynakta, halkın insanca yaşam koşulları gerçekleştirilmeli,
— Eğitim çağına gelen genç kız ve erkekler mutlaka uygulamalı meslek eğitimine
Tabi tutulmalı,
— işsiz gençlere iş olanakları sağlayacak yatırımlara hız ve öncelik verilmeli.
— gençler için yaz kampları düzenlenmeli burada fiziki eksersizler yaptırılmalı ve
Gerekli bilgiler verilmeli, kışın kayak tesislerinde kayak yapma olanakları
Sağlanmalı
— Sağlık tesisleri kurulmalı her bireye ( Çocuklar dâhil ) sağlık hizmeti verilmeli.
— Lise ve üniversitelere hazırlık kursları açılarak bütün yıl sınavlara hazırlık dersleri
Verilmeli.
— Köylerde ilçelerde evlerdeki genç nüfus saptanmalı onlara yetecek iaşe ve giysi
Yardımı yapılmalı.
—İl ve ilçelerdeki Mülki Amirler ve Belediye Başkanları gençlerle sık sık ilişki
Kurarak onların dertlerini dinlemeli gereksinimlerini karşılamalı.
—İşsiz kalmış Üniversite mezunları kısa eğitimi müteakip mezkûr bölgede maaşla
Misyonerlik görevleri ile görevlendirilmeli.
---Suriye ve Irak Hudut bölgesindeki mainli arazi Silahlı Kuvvetler tarafından temizlenerek, Tarıma açılan topraklarda Ceylan pınar gibi çitlikler kurulmalı işletilmesi Güney Doğu halkına verilmelidir, Böylece işsizlik büyük ölçüde yok edilir ve bölge halkı terörist olmaktansa burada iş sağlamayı tercih eder.
---Yukarıdaki hizmetlerde siyasal dincilik yapmaktan kaçınılmalıdır.
Terörizm’i Destekleyen ve onlara yataklık eden ülkelerden istekler:
AB Ülkelerinden:
- Ülkelerindeki tüm PKK ile ilgili dernekler, ajanlar, ofisler, kamplar, görsel ve yazılı yayın araçları v.b. kapatılmalı, personeli sınır dışı edilmeli.
- Parasal kaynakları tamamen kesilmeli, hiç bir destek verilmemeli.
- Türkiye’nin güney Doğusu ile tüm ilişkiler, yöre insanları yerine Türkiye’nin resmi makamları ile yapılmalı.
- AB, Türkiye’nin etnik yapısı ile ilgilenmemeli, bu konunun çözümünü, Türkiye’nin çözümüne bırakmalı,
- AB, Türkiye’yi bölecek, silahlı kuvvetlerini zayıflatacak, ATATÜRK İlke ve Devrimlerini, Kemalizm’i yok edecek hiçbir girişimde bulunmamalı.
- Gücü ve samiyeti varsa, sürekli çatışma nedeni olan ve İngilizler tarafından, Pakistan’la-Hindistan’ ın 1947 yılında bağımsızlıklarını verirken % 95 Müslüman nüfusuna karşın Keşmir’in Hindistan bölgesinde bırakılması, Kıbrıs’ın tamamının Türkler yokmuş gibi Rumlara bırakılması gibi, Lozanda çözülemeyen, Irakla olan sınırlarımızı, 1926 yılında Birleşmiş Milletler konusu yaparak savunulması olanaksız vahşi dağların tepe noktalarından geçirilmesi hususunu düzeltme yoluna gitmelidir.
Amerika Birleşik Devletlerinden:
- PKK ya her türlü destek vermeyi derhal durdurmalıdır, onu besleyip
güçlendiririrse, terörün kendisine de zarar vereceğini her zaman anımsamalıdır.
- Orta Doğu da ki çıkarlarını korumak istediği sürece, bölgede istikrarlı tek ülkenin Türkiye olduğunu her zaman anımsamalı, buna göre politikalar üretmelidir.
- Büyük Kürdistan hayalinden vaz geçmeli, aşiretler yerine istikrarlı, güçlü Türkiye ile eşit koşullarda iş birliği içine girmeli.
- Kuzey Irakta bir Kürt devleti kurarak aşiretleri başına bela edeceği yerde, bölgeyi Türkiye ile birlikte korumayı daha güvenli seçenek olarak kabul etmeli, buna göre politikalar üretmeli.
- Türkiye’nin, gereğinde, Rusya, Orta Asya’daki Türk Devletleri, Çin ve Hindistan’la da iyi ilişkiler kurabileceği göz ardı edilmemelidir
- Türkiye, kendi çıkarlarını korumak üzere Bölge devletleri ile daha sıkı bir işbirliği içine girebilir.
Irak’tan:
- PKK yı ülkesinde barındırmaktan, onlara üsler, barınaklar sağlamaktan, kaçınmalı terörist eylemleri yok etmek için PKK lıları sınır dışı etmelidir.
- İç huzursuzluklarını yok etmek ve bölünmeyi önlemek için Türkiye ile iş birliği yapmalı.
- Üniter bir devlet olduğunu kanıtlamak için sınırlarına hâkim olmalı, Giriş kapılarından yapılan her türlü kaçakçılığı engellemek üzere gerekli önlemleri almalı.
- Devlet ve Hükümet otoritesini ülkenin her tarafına hâkim kılmak için mutlak özgür ve bağımsız bir devlet olduğunun koşullarını Gerçekleştirmelidir
Teröristlerle başa çıkma:
- Kırsal alanda sıcak savaş vererek Irak’ta üslenen PKK nın yok edilmesi için, yine silahlı kuvvetlerin emir ve kuruluşunda özel eğitim görmüş, dağ araç, gereç ve silahları ile donatılmış, Havadan desteklenen vurucu kuvvetler kullanılmalıdır.
- Şehirlerdeki teröristlerin yok edilmesi için Polis ve jandarma gücü olarak, yine özel eğitim görmüş, şehir içi çatışmalarda kullanılabilecek özel silah, araç ve gereçlerle donatılmış küçük timler halinde örgütlenen birlikler görevlendirilmelidir.
- Halkın tüm bu mücadelelere, aktif katılımı için eğitilmesi, Ulusal duygularının belli odaklarda toplanmasını ve kamuoyu oluşturulmasını sağlayıcı eylemlerde bulunması sağlanmalıdır.
- Her kademede kışkırtmalara, tahriklere, bozguncu hareketlere mutlak engel olunmalıdır.
Silahlı Kuvvetlerin Sınır Ötesi harekatı:
- Nedense Terörizm’le başa çıkmada, Yöneticilerde ve kamuoyunda daima silahlı kuvvetlerin harekâtı akla gelir. Şu husus asla unutulmamalıdır ki, Terörizmle mücadele öncelikle Devlete ait bir konudur.
- Devlet, iç ve dış politikaları ile ağarlıklı olarak bu yönde odaklanıp, Yukarda açıklanan girişimleri, planlı, Programlı uygulayarak iç ve dış kamuoyunu oluşturur. Gerekli isteklerinin ilgililerce yerine getirilmesini talep eder. Davasında haklı olduğunu kabul eden devletlerin desteklerini sağlamak için anlaşmalar yapar.
- PKK tehdidinin müşterek oduğu komşu ülkelerle birlikte harekât için projeler üretir.
- Bütün bu girişimlerden sonra, Silahlı Kuvvetlerin sınır ötesi harekatı meşru hale gelir ve harp prensiplerinin gereği olan düşmanın ve onlara yataklık edenlerin yok edilmesi amacı ile silahlı kuvvetlere görev verilir.
- Görev verilirken dikkatten kaçırılmaması gereken ilkeler:
--- Harekât yapılacak arazinin doğal koşulları, harekâtı olumsuz etkileyecek iklim koşulları, baskın yapabilecek zaman ve ortamın uygunluğu, direnç noktalarının ve cinslerinin iyi saptanması uzmanlarca çok iyi değerlendirilmelidir.
--- Harekâtı uygulayan birliklerin yurt içinden sabote edilmesi etkili bir şekilde önlenmelidir.
--- Birliklerin harekât bölgelerinin gerisinde çok sıkı ve etkili güvenlik önlemleri alınmalıdır. Aksi halde gerideki olumsuz olaylar harekâtın hızını kesebilir.
--- Sınır ötesi harekâtın hedefi, sınırlarımızı rahatlıkla savunabileceğimiz bir hattın ele geçirilmesi olmalıdır.
Son olarak vurgulamak isterim ki; Hükümet, yirmi yıldır süregelen oyalama stratejisine son vermek için, nafile işlerle kendini, TBMM ni ve kamuoyunu meşgul etmeyi bir tarafa atarak, ciddi olarak bu hayati konuyu çözme iradesine sahip olmalıdır.
Ömer Lütfi EROL
General ( E )