09.03.2009 TARİHİNDE AYDIN'DA YAPILAN MİTİNGDE BAYRAMIZIN DU


09.03.2009 TARİHİNDE AYDIN'DA YAPILAN MİTİNGDE BAYRAMIZIN DURUMU


http://www.aydinpost.com/news_detail.php?id=27467&interstitial=true

Yorum (1) Yorum yaz!

MİGROS'u da Yunanlı Aldı

MİGROS'u da Yunanlı Aldı

En Son Haber                                                                                                                                                            Türkiye’nin aktif büyüklükteki 9. bankası Finansbank’ı satın alan Yunan Ulusal Bankası’nın ortakları arasında Türkiye karşıtı Yunan Ortodoks Kilisesi de bulunuyor.

MİGROS'U ALAN ŞİRKETİN ARKASINDA BİR YUNANLI VAR

BC Partners şirketinin en önemli hissedarı Yunanlı Nikos Stathopulos Türk şirketi Migros'u 3,25 milyar dolar karşılığında satın aldı.

 

  15.02.2008
   
Finansbank geçtiğimiz yıl Yunanistan'ın en büyük bankası Ethniki (Ulusal) Bank tarafından satın alınmıştı.

Türkiye’nin aktif büyüklükteki 9. bankası Finansbank’ı satın alan Yunan Ulusal Bankası’nın ortakları arasında Türkiye karşıtı Yunan Ortodoks Kilisesi de bulunuyor.

MİGROS'U ALAN ŞİRKETİN ARKASINDA BİR YUNANLI VAR

BC Partners şirketinin en önemli hissedarı Yunanlı Nikos Stathopulos Türk şirketi Migros'u 3,25 milyar dolar karşılığında satın aldı.

GAZETEYE GÖRE YUNAN MUCİZESİ

İmerisia gazetesinin haberini YUNAN MUCİZESİ kelimeleriyle süsledi.

Birçok alanda faaliyet gösteren Yunanlı yatırımcı bir mucize daha gerçekleştirdi.

Türkiye'nin en büyük alışveriş mağazalar zinciri Migros Türk, dün sonuçlanan satış ihalesinde 3,25 milyar doların üzerinde sağlanan anlaşmayla Nikos Stathopulos'un sahibi olduğu BC Partners şirketi tarafından satın alındı.

PARAYI TÜRK BANKALARINDAN ALDI

Türk bankaların finanse ettiği bu satış, özel sermayelerin Batı'da yaşanan ekonomik bir duraklama nedeniyle dikkatlerini yeni gelişen pazarlara yönelttiklerini ortaya koyuyor.

"TÜRKİYE'DE SICAK KARŞILANDIM"

Türkiye'de çok sıcak karşılandığını söyleyen Yunanlı işadamı Stathopulos,

"Türk bankalarından finansman sağlamak en iyi yöntemdi"

dedi. Stathopulos,

Azerbaycan'da, Kazakistan'da, EYCM'de ve Kırgızistan'da da faaliyet gösteren Migros mağazalarının sayısını önümüzdeki beş yıl içinde ikiye katlamayı planlıyor.

Yorum (yok) Yorum yaz!

İŞTE YİNE ELİ ÖPÜLESİ TÜRK ANNESİ..

DTP'lileri tek başına susturan kadın

'Operasyon durdurulsun' diye eylem yapan DTP'lileri bir anne tek başına susturdu. DTP'liler, kendilerine tepki gösteren kadını linç etmeye kalktılar.
28 Şubat 2008
DTPlileri-tek-basina-susturan-kadin
Şanlıurfa'da Demokratik Toplum Partisi (DTP), Mazlum-Der, KESK ve DİSK tarafından düzenlenen "Barışa Bir Şans Ver" mitingine, yoldan geçen bir kadın tepki gösterdi. DTP'liler ise küfürler yağdırarak kadının üzerine yürüdü. 

"KÖYLER BASILIRKEN SİZ NEREDEYDİNİZ!"
Basın açıklamasının bittiği sırada yoldan geçen bir kadın eylemcilere tepki gösterdi. İsmini açıklamayan kadın, "Savaşı durdursunlar ki analar babalar bir daha ağlasın. Ne diyorsunuz siz? Bu bizim en büyük barışımız, en büyük mücadelemizdir" diye tepki gösterdi. O esnada grup içindeki bir kişi, "İnsanlar ölerek barış sağlanmaz" diye cevap verince bayandan, "İnsanlar zaten ölüyordu. Köyler basılırken siz nerdeydiniz? Çoluk çocuk ölürken siz nerdeydiniz? Şerefli askerlerimiz bizi koruyor. Namusumuzu koruyor" yanıtını alınca arbede yaşandı.

LİNÇ ETMEYE KALKTILAR
Mitinge katılanlar kadının üzerine yürüdü. Polis tarafından olay yerinden uzaklaştırılmaya çalışılan kadına, grup içerisinden bazı kişiler küfür etti. Kadına saldırmaya çalışan şahslara polis engel oldu.

YÜZ TANE EVLADIM OLSA HEPSİNİ GÖNDERİRİM
Olay yerinden polis tarafından uzaklaştırılan kadın, "Benim de evladım var. Yüz tane evladım da olsa hepsini savaşa gönderirim. Askerimizi bütün canımızı, bedenimizi korurken, millet ayaklanmış hayır diyor. Evet, ben evet diyorum. Yüz tane de evladım olsa hepsini gönderirim" diye konuştu.



VATAN ANNESİYİM

Gazetecilerin olay yerinden yürüyerek uzaklaşırken ismini sorduğu kadın, "Vatan annesiyim" şeklinde yanıt verdi. Mitinglerini gerçekleştiren grup ise sloganlar atarak DTP Şanlıurfa binasına girdi.
http://www.ensonhaber.com/Gundem/112780/DTPlileri-tek-basina-susturan-kadin.html

Yorum (yok) Yorum yaz!

HAKLI ÇIKTIK

HAKLI ÇIKTIK

Çankaya’dan beklenen açıklama büyük bir tesadüf eseri Türkiye’nin sınır ötesi harekatıyla aynı güne denk geldi!..


Abdullah Gül, yükseköğretimde başörtüsünün serbest bırakılmasını öngören Kanunu onayladı. Cumhurbaşkanı Gül, açıklamasında düzenlemeyi Cumhuriyetin temel niteliklerine ve Anayasa’ya aykırı bulmadığını da belirtti.


CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, kararı “Türkiye çok karanlık bir sürece girecektir. Daha önceden tamamladığımız hazırlıkar var. Anayasa Mahkemesi’ne başvuracağız. Umuyoruz ki yargıçlarımız bu düzenlemeyi iptal edecektir” dedi.


Gül, türbanı onayladı
Abdullah Gül, türbanı üniversitede serbest bırakan düzenlemeyi anayasa ve cumhuriyetin şekil kurallarına aykırı bulmadığını bildirdi



Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, gözler Irak’ın kuzeyinde iken, henüz inceleme süresi sona ermeden türbanla ilgili anayasa değişikliğini onayladı. Düzenlemeyi anayasa ve cumhuriyetin şekil kurallarına aykırı bulmadığını belirten Gül, bugüne kadar “STK’ların iyiniyetli önerilerini beklediğini, ancak sonuç alınamayacağını görünce onayladığını” bildirdi.
Cumhurbaşkanlığı’ndan, Gül’ün onay kararıyla ilgili olarak yapılan yazılı açıklama şöyle:
* 5735 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla ilgili olarak yapılan incelemede, Anayasanın 10’uncu ve 42’nci maddelerine eklenmesi öngörülen hükümlerin, Anayasada zaten var olan hükümleri daha ayrıntılı bir şekilde tavzih ve teyit etmek suretiyle kanun önünde eşitlik ilkesini ve eğitim ve öğrenim hakkını güçlendirmeyi hedeflediği anlaşılmıştır.


411 vekil yüzde 80
*  İncelenen kanunla yapılan düzenlemeler hukukun genel ilkelerine, Cumhuriyetin temel niteliklerine ve Anayasa değişikliğine ilişkin şekil kurallarına aykırı bulunmamıştır. 

*  Diğer taraftan, anılan Kanun Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grubu bulunan dört siyasi partiden üçünün desteğine ve milletvekillerinin geniş bir mutabakatına dayalı olarak 411 oyla kabul edilmiştir. Bu, genel seçimlerdeki oyların yaklaşık olarak % 80’ine tekabül etmektedir. Çeşitli kamuoyu araştırmalarında da, sorunun çözümü konusunda genel bir eğilimin ortaya konduğu görülmektedir.

* Anılan kanuna ilişkin tartışmalar ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce kabul edilmesinden sonra Cumhurbaşkanlığına iletilen görüşler sebebiyle, Sayın Cumhurbaşkanımız konunun uzmanlarıyla görüşmüş ve konunun her yönüyle değerlendirilmesi için ayrıntılı incelemeler yaptırmıştır.

* Sayın Cumhurbaşkanımız, meselenin Anayasa değişikliğine gerek kalmadan partiler arasında sağlanacak bir mutabakatla çözümü için sivil toplum örgütlerinin başlattıkları iyiniyetli girişimlere fırsat vermek amacıyla bir süre beklemeyi uygun bulmuşlar ve bu girişimlerin sonuçlanmasını beklemişlerdir.

* Ancak, kanunların yayımlanması için Anayasanın 89’uncu maddesinde öngörülen süre içinde söz konusu girişimlerden bir sonuç alınamayacağı anlaşılmıştır.


AB reformlarını hızlandırın
* Bu sebeplerle, anılan Kanun Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından Anayasanın 89’uncu ve 104’üncü maddeleri uyarınca yayımlanmak üzere Başbakanlığa gönderilmiştir.

* Bununla birlikte, bazı vatandaşlarımızın endişelerinin de anlayışla karşılanmasında ve bu endişeleri giderecek düzenlemelerin hayata geçirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Sayın Cumhurbaşkanımız bu kaygıların giderilmesi konusunda azami hassasiyet ve özenin gösterilmesi gereğine inanmaktadır.

* Ayrıca, diğer temel hak ve hürriyetleri güçlendirecek düzenlemelere hız kazandırılması ve AB’ye tam üyelik sürecinin gerektirdiği reformlara öncelik verilmesi de Sayın Cumhurbaşkanımızca gerekli görülmektedir.



10 gün bekledi
Türban teklifine TBMM Genel Kurulunda, 9 Şubat Cumartesi günü yapılan ikinci turda 103 ret oyuna karşılık 411 oyla kabul edilmişti. Kanun, 12 Şubat’ta Çankaya Köşküne gönderilmişti.


CHP itiraz edecek
TürbanIn onaylanmasının ardından açıklama yapan CHP Genel Başkan Yardımcısı Öymen, Anayasa Mahkemesi’ne gideceklerini söyledi. Öymen, “Türkiye çok karanlık bir sürece girecektir. Daha önceden tamamladığımız hazırlıkar var. Arkadaşlarımız üzerinde çalışıyor. Anayasa Mahkemesi’ne başvuracağız. Umuyoruz ki yargıçlarımız bu düzenlemeyi iptal edecektir” dedi.


AKP: Hayırlı olsun
CumhurbaŞkanI Abdullah Gül’ün, yükseköğretimde türbanı serbest bırakan Anayasa değişikliğini onaylamasının ardından AKP’den ilk tepki Grup Başkanvekili Sadullah Ergin’den geldi. Ergin, Gül’ün kararını “Sayın Cumhurbaşkanı uygun bulmuş ve onaylamış. Onaylama gerekçesinde değişikliğin parlamento sürecini de özetlemiş. Hayırlı olsun” diye konuştu.


Yasak kalkmaz
ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut, Gül’ün türbanla ilgili Anayasa değişikliği teklifini onaylamasının, üniversitelere türbanlı öğrenci girmesi konusunda önemli bir değişime neden olmayacağın belirtti. Akbulut, “Değişiklikler resmi gazete yayımlansa bile, ek 17. madde değişikliği yapılmadan hiç kimse bizi üniversitelere türbanlı öğrencilerin alınmasına mecbur edemez” açıklamasında bulundu.


367 bin 532 imza toplandı
Ünİversİte Konseyleri Derneği, İzmir Büyükşehir Belediyesi Çetin Emeç Salonu’nda türbanın üniversitelerde serbest bırakılması ile ilgili toplantı düzenledi. Toplantıya Ege, Dokuz Eylül, Ekonomi ve Yaşar üniversitelerinden birçok öğretim üyesi, öğrenciler ve işçi temsilcileri katıldı. Üniversite Konseyleri Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. İzge Günal, üniversitelerde türbana karşı 7 bin 2 imza topladıklarını belirterek, “Meclis’in üniversitelerde türbanı serbest bırakacak şekilde kanun yapma hakkı yoktur. Biz olduğumuz sürece türban üniversitelere giremez” dedi.

23/02/2008  03:55

Yorum (yok) Yorum yaz!

Vakıflar Kanunu Lozan'a aykırı mı?

Vakıflar Kanunu Lozan'a aykırı mı? Evet. (1)
SSSSSssssadi Sadi SOMUNCUOĞSOMUNCUOĞLU

Cumhurbaşkanının imzasına sunulan Vakıflar Kanunu üzerindeki tartışmalar yoğunlaşarak devam ediyor. En önemli soru, bu kanun Lozan Antlaşması’na aykırı mı? Aykırı ise mesnetleri nelerdir?
Bu konuda Lozan ne diyor, önce ona bakalım. Azınlıklarla ilgili düzenleme, 37-45. maddelerde yapılmış. Vakıflar bahsi ise, 40. ve  42/son fıkra da ele alınmış.  “Mütekabiliyet” i, düzenleyen 45.md. ise bu bölümün şifresi gibidir, tılsım burada gizlidir, çok önemlidir. 
Bu maddeler özetle;
Md. 40. “Müslüman olmayan azınlıklara mensup olan Türk vatandaşları... eşit hakka sahip olacaklardır.” Buradaki düzenleme  “vatandaş”  hukuku ve “eşit”  hak esasına göre yapılmıştır. TC Devleti, eşit vatandaş esasına göre kurulduğundan, kökeni ne olursa olsun herkes birbirine eşittir.  Rum Ortodoks vatandaşlarımız,  her konuda olduğu gibi vakıf, dernek, şirket gibi tüzel kişilikler kurmada da aynı haklara sahiptir. Bu bahiste herhangi bir ihtilaf yoktur.
Md.42. “...Türk Hükümeti adı geçen azınlıklara ait, kiliselere, havralara, mezarlıklara ve öteki dinsel kuruluşlara koruma önlemi almayı yükümlenir. Bu azınlıkların bugün Türkiye’de var olan vakıflarına, dini ve hayri her türlü kolaylık gösterilecek ve  Türkiye hükümeti yeni dini ve hayri kuruluşların çalışması için, benzeri diğer özel kuruluşlara sağlanmış olan kolaylıkları esirgemeyecektir.”
Madde, o tarihte  “var olan vakıflar”  diyerek, sadece bunları ve sahip oldukları statüyü esas almıştır. Sonra bunlara  “dini ve hayri”  çalışmalarında her türlü kolaylık gösterileceğini ve  “yeni dini ve Hayri kuruluşların çalışması için, benzeri diğer özel kuruluşlara sağlanmış olan kolaylıkları esirgemeyecektir” diyor. Türkiye dini ve hayri çalışmalara her kolaylığı gösterdiği gibi, bunu aşan tecavüzlere de göz yummuştur. Mesela; Lozan’da Patrikhane’nin Fener’de kalmasına,  sadece İstanbul’daki Rum Ortodoksların dini hizmetini yapması için  izin verildiği halde, şu anda bu şart çiğnenmektedir. Patrik, fiilen  “ekümen” dir, devletlerle yazışmasında “Yeni Roma, Kostantinopolis ve Ekümenik Patrikhane’nin Baş Patriği”  unvanını kullanmakta, yabancıların  görev yapması yasak olduğu halde,   “Kutsal Meclisi” nin yarısı yabancı papazlardan oluşmaktadır. Hedefin, Vatikan benzeri bir egemen merkez teşkili olduğu anlaşılmaktadır. Dünya hukukunda olduğu gibi, Türkiye Anayasası  da; bir din, mezhep, cemaat, ırk ve etnik grup adına tüzel kişilik tesisine müsaade etmez. Ancak vatandaş esasına dayalı tüzel kişilikler kurulabilir. Bunun için, md. 42/3 de  sözü edilen,  Hıristiyan cemaatin emsal göstereceği küme kimliğine dayalı bir örnek yoktur. Türkiye’nin kusurundan da bahsedilemez.
Çok önemli olan 45.inci md. metni ise şöyle:  “İşbu fasıldaki hükümler ile, Türkiye’nin Müslüman olmayan azınlıklarına tanınan hukuk, Yunanistan tarafından da kendi ülkesinde bulunan Müslüman azınlıklar için de tanınmıştır.”  Burada  “Mütekabiliyet”ten bahsedilmektedir. Gerçi bu kavrama,  bizim  kilise avukatları ve Hükümet ısrarla,  “Paralellik”  adını veriyorsa da, .Yunanistan bile en son 7 Şubat 2008’de çıkardığı  azınlık vakıfları kanununda da aynen “Mütekabiliyet” terimini kullanıyor. Konumuz bakımından fark etmez. Esas olan karşılıklı yükümlülük altında olmamızdır. Eğer böyle olmasaydı, bu maddeye ihtiyaç kalmazdı. Neticede, bir taraf yükümlülüğüne uymazsa, diğer tarafın da uyma mecburiyeti ortadan kalkar.
Yunanistan, Müslüman-Türk azınlığa Lozan’ın tanıdığı haklarının büyük bölümünü vermiyor. Yıllardır, Vakıf mütevelli heyetleri görevden alınmış yerine tayin yapılmış, Müslüman cemaat müftüsünü seçemiyor, kendine Türk diyemiyor, taşınmazlarının elinden alınmış. Şimdi sadece Müslüman-Türk azınlık Vakıfları için bir kanun çıkarılıp, daha da cendere altına alınmak planları yapılıyor.
Buna rağmen, bugüne kadar  Türkiye, Lozan hükümlerine tek taraflı olarak uymaya devam ediyor. Şimdi ise, bu kanunu çıkararak, Hıristiyan cemaatinin vakıflarını imtiyazlı-egemen hale getiriyor.
Sadi SOMUNCUOĞLU

Yorum (yok) Yorum yaz!

Vakıflar Yasası’na tepkiler sürüyor

Vakıflar Yasası’na tepkiler sürüyor


22 şubat 2008

Vakıflar Yasası Anayasa Mahkemesi Yolunda Tartışmalı Vakıflar Yasası'nın vetolu maddeleri Meclis Genel Kurulu'nda kabul edilirken, CHP de Anayasa Mahkemesi'ne başvurmayı gündemine aldı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, yasayı Anayasa Mahkemesi'ne götürmeyi değerlendirmeye aldıklarını belirterek, yasanın Lozan Anlaşması'na aykırı olduğunu söyledi. Öymen, "Yapılan iş, bir yasayla bir antlaşmanın kapsamını değiştirme operasyonudur" dedi.

MHP-CHP ittifakı

TBMM’de görüşmeleri devam eden 5555 sayılı Vakıflar Yasası Tasarısı’nın kalan iki maddesi yarın görüşüldükten sonra oylamasına geçilecek. Tasarıya MHP Meclis’te direnirken, CHP tasarının Meclis’te kabul edilmesinin ardından Anayasa Mahkemesi’ne başvuracak. CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, Lozan Antlaşması’nı hiçe sayan bu girişime partisinin sessiz kalamayacağını söyledi.

CHP, LOZAN’I DELEN YASAYI ANAYASA MAHKEMESİ’NE GÖTÜRECEK
Vakıf ittifakı tamam
Vakıflar Yasası’na sert tepki gösteren MHP’ye CHP’den destek geldi. AKP’nin girişimini Lozan’ın hiçe sayılması olarak değerlendiren Öymen, “Partimizin buna sessiz kalması mümkün değil” dedi

TBMM’de görüşmeleri devam eden 5555 sayılı Vakıflar Kanunu tasarısının kalan iki maddesi yarın görüşüldükten sonra yasanın oylamasına geçilecek. CHP ise kanunun Meclis’te kabul edilmesinin hemen ardından Anayasa Mahkemesi’ne başvuracak. Kanun tasarısının her maddesinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ayrı bir yükümlülük getirdiğini belirten CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, “Hükümet dış baskılara dayanamıyor ve devletin aleyhine olan bu yasayı çıkarmaya çalışıyor. Diğer taraftan, yabancı ülkelerin aşırı dinci vakıflar kurarak Türkiye’de faaliyet göstermesinin yolunu açıyor. Partimizin buna sessiz kalması mümkün değil” diye konuştu.

Tam bir skandal
Kanun tasarısının her maddesinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ayrı bir yükümlülük getirdiğini belirten Öymen, “Lozan Antlaşması’nı hiçe sayan bu tasarının Meclis’ten geçmesi durumunda çok ciddi bir çalışma içine gireceğiz” dedi. Tasarının Lozan’da geçen mütekabiliyet hususunu tamamen görmezden gelerek hazırlandığına da dikkat çeken CHP’li Öymen, Meclis’te oylanacak 41. maddenin tam bir skandal olduğunu söyledi. Öymen, “Yunanistan’da Türk vakıflarının temsilcileri, bırakın vakıf meclisine katılmayı, kendi vakıflarının yönetimini bile ele alamıyorlar. Bu kadar adaletsizlik varken, vakıf müessesesinde mütekabiliyet aranmaması Lozan’ın hiçe sayılmasıdır. Çünkü, mütekabiliyet (karşılıklılık) ilkesi, Lozan’ı, Sevr’den ayıran en önemli unsurdur” dedi.

Aleyhimize...
Onur Öymen, yasa tasarısıyla yabancılara verilen vakıf kurma hakkının, yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlara tanınmadığını belirterek “Hükümet dış baskılara dayanamıyor ve devletin aleyhine olan bu yasayı çıkarmaya çalışıyor. Diğer taraftan, yabancı ülkelerin aşırı dinci vakıflar kurarak Türkiye’de faaliyet göstermesinin yolunu açıyor” diye konuştu. Azınlık vakıflarının, Türkiye aleyhine AİHM’de açtığı davalarda da, yetkili makamlar tarafından “bilinçli olarak” savunma yapılmadığını savunan Öymen, “Bazı konularda, AKP Hükümeti’nin Türkiye aleyhine açılan davaları kaybetmek istediği ortada. AİHM’nin türban konusunda verdiği karar buna bir örnek. Sanki, Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin özellikle bu tür davalarda yenilmesini istiyor gibi görünüyor. Fener Rum Erkek Lisesi’nin AİHM’deki davasında da aynı şey söz konusu olabilir” yorumunu yaptı.

Yasanın hedefi yeni Bizans
Fener Rum Kilisesi’nin son 25 yıldan bu yana çevresindeki taşınmazları, “özel kişiler” adına yüksek bedellerle satın aldığını söyleyen Ulusal Güç Birliği Kuvayı Milliye Platformu Başkanı Prof. Dr. Anıl Çeçen, “ Vakıflar Yasa çıktıktan sonra, tüm mülkler Kiliseye geçecek ve Türkiye’de sınırları geniş bir Hıristiyan din devleti kurulmuş olacak” dedi. TBMM Genel Kurulu’nda ele alınan Vakıflar Yasa Tasarısı’nın Türkiye Cumhuriyeti’ne vereceği zararları tazmin etmenin tek yolunun “kısasa kısas” formülü olduğuna dikkat çeken Çeçen, “Hükümet, yurt dışındaki Türk ve Osmanlı vakıflarına ait gayrimenkulleri bu ülkelerden talep edeceğini açıklasın” dedi. Çeçen şöyle devam etti: “AB’nin her isteğini emir telakki eden AKP, Türkiye Cumhuriyeti’ni, BOP ve Büyük İsrail Projeleri ile burun buruna getirdi. Bunun en son örneği Vakıflar Yasası. Ulusun güvenliğini tehdit eden yasalar devreye sokuluyor.Vakıflar yasa tasarısı Türkiye’nin sonunu getirecektir.Fener Rum Kilisesi, İstanbul merkezli Vatikan için düğmeye basacak. Bu yasanın hedefi, yeni Bizans projesini hayata geçirmektir”

Haber : Selda Öztürk KAY

Vakıflar Yasası’na tepkiler sürüyor

Kamu-Sen: Vakıflar yasası iade edilmeli
22 Şubat 2008 12:05


– Kamu-Sen Genel Başkanı Bircan Akyıldız, Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen Vakıflar Yasası ile ilgili Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e mektup yazarak, yasanın iade edilmesini istedi.

Kamu-Sen Genel Başkanı Bircan Akyıldız, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilen ve Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen Vakıflar Yasası ile ilgili Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e mektup göndererek, Vakıflar Yasası'nın iade edilmesi gerektiğini belirtti. Mektupta, Vakıflar Kanunu Tasarısı'nın TBMM'nin 20 Şubat'taki toplantısında oylanarak kabul edildiği ve yayımlanmak üzere Cumhurbaşkanlığı'na gönderildiği anımsatılarak, TBMM tarafından kabul edilen Vakıflar Kanun'un 10. Cumhurbaşkanı tarafından veto edildiği dönemde ve sonrasında da kamuoyunda büyük tartışmalara neden olduğu belirtildi.

Vakıflar Kanun'unun Türkiye'nin birliği ve halkın esenliğine zarar verecek hükümler içermesi nedeniyle kanunu endişe ile karşıladıkları ifade edilen açıklamada, yasanın bu haliyle kabulüne karşı oldukları vurgulandı. Yayımlanmak üzere Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen Vakıflar Kanunu ile Türkiye'nin kuruluş belgesi olan Lozan Anlaşması hükümlerine aykırı düzenlemeler yapıldığın altı çizilen mektuba şöyle devam edildi:

“1935 tarihli ve 2762 sayılı Vakıflar Kanunu ile getirilen temel esaslar ile cemaat vakıflarına ilişkin verilen 1974 tarihli Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı göz ardı edilmektedir. Toplumsal ihtiyaçlarımızdan kaynaklanmayan bu yasa ile Türkiye'nin üniter yapısı tehlikeye düşürüleceği gibi Türk milletinin tarih sayfasına gömdüğü oluşumlar tekrar gündeme getirilecektir. Bu taleplerin de ardı arkası kesilmeyecektir. Vakıflar Kanunu hakkında gerekli değerlendirmenin yüksek makamınızca yapılacağı inancındayım.”
  
Vakıflar Yasası’na tepkiler sürüyor

Vakıflar Yasası’na Tepkiler Dinmiyor

TBMM’de görüşülen Vakıflar Yasası’nda yapılmak istenen değişiklikle yabancıların mülk edinmesinin, vakıfların eski yerleri geri almasına imkan tanıyacak tasarıya tepkiler sürüyor.
Kamu-Sen İl Temsilcisi Süleyman Pekin, bu konuyla ilgili bir kez daha dikkat çekti, PTT önünde açıklama yapıp yasanın geri çekilmesini istedi.
İzmit Postanesi önünde gerçekleştirilen eyleme Kamu-Sen İl Temsilcisi Süleyman Pekin ile birlikte Türk Büro-Sen Kocaeli Şubesi Başkanı Mehmet Aydın, İzmit Türk Ocağı Başkanı Süleyman Seyhan, Kamu-Sen’e bağlı sendikaların yöneticileri ile çok sayıda vatandaş katıldı.

ÇOĞU İSTANBUL’DA

Pekin, TBMM’de görüşülen Vakıflar kanunu mevcut haliyle çıkarılması gerektiğini vurgulayarak açıklamasını gerçekleştirdi. Pekin, “Bu kanunun ilk 27 maddesinde iki temel yaklaşım göze çarpmaktadır. Medeni Kanunun kabulünden önceki vakıflarla Medeni Kanun’a göre kurulmuş vakıflar aynı statüde düzenlenmiştir. Statüsü eşitlenen bu vakıfların yurt içi ve yurt dışında sınırsız bir örgütlenme, faaliyet ve bağış alma özgürlüğüne sahip kılınmasıdır. Görüldüğü gibi bu kanunun en temel yanlışı, eski ve yeni vakıfların aynı kanunla ve aynı statüde düzenlenmesidir. Vakıflar Kanunu Tasarısı, 2002’den itibaren AB, 2004 ‘en itibaren de ABD’nin ısrarlı talepleri üzerine hazırlanmıştır. Yasa daha önce AB’ye uyum için iki kez değiştirilmiş ve Azınlık Vakıfları’na mal-mülk edinme hakkı verilmiştir. Bunun sonucunda Azınlık Vakıfları’nın kendilerine ait olduğunu öne sürdükleri taşınmaz mülkler, idari bir kararla iade edilmiştir. Buna göre AB ve Fener Rum Patriği Bartholomeos 2500’ün üstünde mülkün iadesini istemektedirler. İadesi istenilen ve olmazsa olmaz denilen, üçüncü şahısların elinde bulunan 297 gayrimenkulün hemen hemen hepsi İstanbul surlarının içinde bulunmaktadır” dedi.
Pekin, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün bu günkü hesaplarına göre, Azınlık Vakıflarına iade edilecek mülklerin değerinin milyarlarca YTL olduğunu dile getirdi. Pekin, “Vakıflar Genel Müdürlüğü, Türkiye’de Rum Ortodoks, Ermeni ve Yahudi vakıfları başta olmak üzere toplam 161 Azınlık Vakfı tanımaktadır. 161 vakfın tanınması ve yapılan yasal düzenlemeler sonucu şu ana kadar 364 mülk iade edilmiştir. Tasarıda vakıflara herhangi bir ayrım yapmadan sınırsız şube açma imkânı tanınmaktadır. Tasarıyla yabancılara ülkemizde vakıf kurma hakkı tanınmaktadır” diye konuştu. Kamu-Sen İl Başkanı Süleyman Pekin, ecdat yadigarı vakıfların hiçbir şekilde başkalaştırılmasına razı olmadıklarını kamuoyuna duyurdu.
 -------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
VAKIFLAR KANUNU BU HALİYLE ÇIKARILMAMALI
Protesto, kınama, telin
Duyarlı tüm sivil toplum kuruluşları gibi eğitim çalışanlarının en büyük temsilcisi Türk Eğitim-Sen olarak milletvekillerimize çağrıda bulunuyoruz: TBMM’de görüşülen Vakıflar kanunu mevcut haliyle çıkarılmamalıdır. Aksi durum hem ülkemiz için bir güvenlik sorunu oluşturacak hem de toplumumuzdaki sosyal barışı olumsuz yönde etkileyecektir.

Vakıflara ait yeni düzenlemeler getiren 5555 sayılı Vakıflar Kanunu mevcut iktidar tarafından daha önce çıkarılmaya çalışılmış ancak bu yasanın 5, 11, 12, 14, 16, 25, 26, 41 ve 68. maddeleri 10. Cumhurbaşkanı tarafından Anayasa’nın 89. ve 104. maddeleri gereği tekrar görüşülmek üzere geri gönderilmişti. Aynı Kanun Taslağı iktidar tarafından ‘bulanık suda balık avlarcasına’ tekrar TBMM gündemine taşınmıştır. Bu Kanun genel olarak hem Vakıf Kanunu’nu hem de Vakıflar Genel Müdürlüğünün görev ve hizmetlerini düzenlemektedir. İlk 27 maddesi vakıfları, diğerleri ise Vakıflar Genel Müdürlüğünü ilgilendirmektedir.

Bu kanunun ilk 27 maddesinde iki temel yaklaşım göze çarpmaktadır.
1- Medeni Kanunun kabulünden önceki vakıflarla Medeni Kanun’a göre kurulmuş vakıflar aynı statüde düzenlenmiştir,
2- Statüsü eşitlenen bu vakıfların yurt içi ve yurt dışında sınırsız bir örgütlenme, faaliyet ve bağış alma özgürlüğüne sahip kılınmasıdır.

• Görüldüğü gibi bu kanunun en temel yanlışı, eski ve yeni vakıfların aynı kanunla ve aynı statüde düzenlenmesidir.
• Vakıflar Kanunu Tasarısı, 2002 den itibaren AB, 2004 den itibaren de ABD’nin ısrarlı talepleri üzerine hazırlanmıştır. Yasa daha önce AB’ye uyum için iki kez değiştirilmiş ve Azınlık Vakıfları’na mal-mülk edinme hakkı verilmiştir. Bunun sonucunda Azınlık Vakıfları’nın kendilerine ait olduğunu öne sürdükleri taşınmaz mülkler, idari bir kararla iade edilmiştir.
• Buna göre AB ve Fener Rum Patriği Bartholomeos 2500’ün üstünde mülkün iadesini istemektedirler.
• İadesi istenilen ve olmazsa olmaz denilen, üçüncü şahısların elinde bulunan 297 gayrimenkulün hemen hemen hepsi İstanbul surlarının içinde bulunmaktadır.
• Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün bu günkü hesaplarına göre, Azınlık Vakıflarına iade edilecek mülklerin değeri 150 trilyon YTL’dir.
• Vakıflar Genel Müdürlüğü, Türkiye’de Rum Ortodoks, Ermeni ve Yahudi vakıfları başta olmak üzere toplam 161 Azınlık Vakfı tanımaktadır. 161 vakfın tanınması ve yapılan yasal düzenlemeler sonucu şu ana kadar 364 mülk iade edilmiştir.
• Tasarının amaç ve kapsamını düzenleyen ilk iki maddesi, hukuki bünyeleri birbirinden tamamen farklı eski ve yeni vakıfları aynı statü içerisine dâhil etmektedir.
• Tasarıya göre; Vakıf kurmada sermaye sınırlaması, malları edinme amaçlarının belirtilmesi şartı kaldırılıp, bunların başka amaçlarla kullanılabilmesi ve vakıflar arasında mal değişimine imkân verilmektedir.
• Tasarıyla, yabancılar vakıflarda görev alabilecek, uluslararası kuruluş ve vakıflardan yardım alınıp verilebilecek ve şirket kurulabilecektir.
• Vakıfların malları haczedilemeyecek ve kamulaştırılamayacak, yöneticileri sadece mahkemelerce görevden alınabilecektir.
• Vakıflar yabancı kuruluşlardan yardım alabilecektir. Türk kuruluşu sayıldıkları için sınırsız mülk edinebileceklerdir.
• Tasarıda vakıflara herhangi bir ayrım yapmadan sınırsız şube açma imkânı tanınmaktadır.
• Tasarıyla yabancılara ülkemizde vakıf kurma hakkı tanınmaktadır.

Bu kanunla yabancılara vakıf kurma ve yönetme yetkisi yasal dayanağa kavuşturulurken, öbür taraftan şube adı altında dernekler gibi sınırsız şube-temsilcilik açma imkânı sağlanması, Türkiye’yi tam bir “din savaşları alanı” haline getirecek, bunun denetim altında tutulması da mümkün olmayacaktır.

Vakıfların sınırsız ve denetimsiz bağış toplayabilmeleri, ticaret yapmaları yurt dışından Türk vatandaşı olmayanların yöneticilik yapmaları, Cemaat Vakıfları’nın Vakıf Meclisi’nde temsil edilmeleri gibi hususlar Türkiye’yi ileride sıkıntıya sokacaktır. İkinci maddede öngörülen mütekabiliyet ilkesinin uygulanması da fiiliyatta mümkün değildir.

Bireysel farklılıklarına hatta ilgisizliklerine aldırmaksızın, önce Cemaat Vakıfları’nı, özel hukuk tüzel kişiliği paydasında Türk Medeni Kanununa tabi vakıflarda eşitleyen, ayrıca yabancıların Türkiye’de vakıf kurmalarını dayanağa kavuşturduktan sonra, hiçbir sınırlamaya tabi olmaksızın, vakıfların yurt içi ve yurt dışı bağış alabilmelerine ve örgütlenebilmelerine imkân sağlayan bu yasa Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni Lozan’da üstlendiklerinin ötesinde yükümlülükler altına sokmaktadır.

Ayrıca bu uygulama Cemaat Vakıfları’nın Türk hukukundaki istisnailik özelliğini ortadan kaldırmakta, Lozan Anlaşması’ndaki sınırlamayı anlamsızlaştırmaktadır. Bu vakıflar, Türk Hukukundaki meşruiyetlerini de zaten Lozan Anlaşmasından aldıkları için, Müslüman cemaatlere vakıf kurdurulmadığı her türlü hukuki çözümde eşitlik ilkesi ihlal edilmiş olur.

Kanun taslağının şube veya temsilcilik adı altında birimler açmasını sadece beyana bağlaması, vakıfların, şube veya temsilcilik adı altında ülke çapında örgütlenmeleri konusunda denetim mekanizmasının tamamen devre dışı bırakılması, zararlı vakıfların kurulmasına ve kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasına yol açacaktır. Vakıfların şube açmasının sınırsız olarak yasal dayanağa kavuşturulması ve aynı zamanda yabancıların da Türkiye’de vakıf kurabilmelerinin yine bu kanunla yasal dayanağa kavuşturulması göz önüne alındığında, gerek siyasi ve ideolojik gerekse dini örgütlenmeler (tarikat yahut misyonerlik örgütü şeklinde) vakıf tüzel kişiliğini hoyratça kullanacaklar, vakıf kurumu aracılığıyla Türkiye tam bir ideoloji ve dinler mücadelesi alanına dönüşecektir.

Bu tasarı ile vakıfların yurt dışı örgütlenme ve faaliyetlerine, mutlak ve sınırsız bir serbestiyet getirilmektedir. Buna göre Türkiye’de kurulu olan cemaat vakıfları, o cemaatin tüm dünyadaki mensuplarını, vakıf tüzel kişiliği çerçevesinde örgütleyebilecektir. Türkiye’de kurulu bir cemaat vakfının, böylesi bir örgütlenme gücüne erişmesi, Türkiye açısından hiç de olumlu sonuçlar doğurmayacaktır. Cemaat esasına dayalı bu tip bir örgütlenme, sınırsız bağış ve yardım alabilme imkanlarıyla birlikte, Türkiye’nin Milli Güvenliği ve milli çıkarları açısından da büyük bir tehlike oluşturacaktır.

Anayasamızın 69. maddesinde “Yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyruğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alan siyasi partiler temelli olarak kapatılır” denmektedir. Yabancıların Türkiye’de kuracakları vakıflar Türk vakıfları sayılacağına göre, bir siyasi partinin böyle bir vakıfla işbirliği görüntüsü çerçevesinde maddi yardım sağlaması hukuken mümkün olabilecektir.

Türk-İslam tarihinde kurulan bütün vakıfların gerekçesi, Hz.Peygamber’den nakledilen ve Sahih Hadis Kitapları’nın hepsinde yer alan maruf ve meşhur Hadis’e dayanır. Yine bütün Türk-İslam Vakıfları Allah-u Teala yeryüzüne tevârüs edinceye kadar, yani Kıyamet kopuncaya kadar, devam etmesi duası ve bu vakıfları bozan veya kaldıran kişilerin, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lanetine uğramaları bedduası ile sona erer.
Bütün bu gerekçe, düşünce ve duygularla ecdat yadigarı vakıfların hiçbir şekilde başkalaştırılmasına razı olmadığımızı kamuoyuna saygı ile duyururuz.


Türk Eğitim-Sen

Önkibar’ın konukları CHP’li Şahin Mengü ile Doç. Dr. Ali Akyıldız, yasayla ilgili önemli uyarılar yaptı.

Vakıflar Yasası’na tepkiler sürüyor

Türkiye’yi parçalar

CHP’li Şahin Mengü, Vakıflar Yasası’nda, Yunanlılar’ın Sevr’de isteyip de alamadığı tüm imtiyazların yer aldığı uyarısında bulundu.

CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü, AB ve ABD dayatmasıyla AKP tarafından hazırlanan Vakıflar Yasası’nın Türkiye’nin bağımsızlığını ipotek altına alacağını söyledi. Yeniçağ Gazetesi Ankara Temsilcisi Sabahattin Önkibar’ın hazırlayıp sunduğu bu haftaki Alternatif programında, Vakıflar Yasası enine boyuna tartışıldı. Önkibar’ın konukları CHP’li Hukukçu Milletvekili Şahin Mengü ile Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Akyıldız’dı. Türkiye’nin bağımsızlığını ipotek altına alacak Vakıflar Yasası’nın hukuki ve siyasi yönü olduğunu belirten CHP’li Mengü, tasarıya Fener Rum Patrikhanesi’nin ekümenik olma iddiasını göz önünde bulundurarak bakılması gerektiğini söyledi.


Din devleti projesi

Yasa tasarısının, ABD’nin 1990’lı yıllarda ortaya attığı “Yeni Dünya Düzeni Projesi” nin bir ayağı olduğuna dikkat çeken Mengü, Rusya devlet yapısının temelini oluşturan etkenlerden birinin de Ortodoksluk olduğunu hatırlattı. Mengü, şunları söyledi: “380 milyon Ortodoks Hıristiyan’ın yaşadığı dünyada etkin olabilmek için bu nüfusu kontrol altına almak gerekir. ABD’nin Rusya’yı kontrol altına alabilmesinin yolu da budur. Bunun için yapılması gereken, Rum Ortodoks Patrikhanesi’nin ekümenik hale getirilmesidir. Kısacası Vakıflar Yasası, ABD’nin, İstanbul’un göbeğinde Katolik Hıristiyanların Vatikan’ı gibi bir Ortodoks din devleti yaratma projesidir.” Ekümeniklik iddiasının masum bir talep olmadığını ve Türkiye için çok büyük tehdit olduğunu kaydeden CHP’li Şahin Mengü, “Ekümenikliği elde ettikten sonra orada kalmayacaklar. Daha sonra Türkiye’den toprak parçası koparmaya başlayacaklar” uyarısında bulundu. Mengü, Vakıflar Yasası’nın yürürlüğe girmesinin ardından devletin trilyonlarca lira değerinde gayrimenkulü cemaatlere devredeceğini kaydetti. AKP’nin Vakıflar Yasası’nda, Yunanlılar’ın Sevr’de isteyip de Türkiye’den elde edemediği tüm imtiyazların yer aldığını belirten Mengü, “Bu yasa, Türkiye’nin parçalanmasına çok ciddi katkıda bulunacaktır” diye konuştu.


Sonuçları ağır olur

Programın diğer konuğu Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Akyıldız da Türkiye’de vakıflarla ilgili yasal düzenlemelerin Medeni Kanun’da yer aldığını vurgulayarak, AKP’nin ısrarla ayrı bir yasa değişikliği peşinde koşmasına anlam veremediğini söyledi. Gayrimüslimler tarafından kurulan vakıfların Türkiye’deki varlıklarının, Lozan Antlaşması sayesinde meşruiyet kazandığını hatırlatan Akyıldız, devletin temelini oluşturan bu antlaşmadaki sınırlamaların tamamen kaldırılmasının çok ciddi sonuçlar doğurabileceğine işaret etti.


Ruhban okulu açılır

Programda, Vakıflar Yasası’nın Lozan Antlaşması’nı delen hükümleri de ele alındı. CHP Manisa Milletvekili Hukukçu Şahin Mengü, yasanın, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile aynı blokta yer alan ve devletin temelini teşkil eden Lozan Antlaşması’nı tasfiye ettiğini ve Lozan’ın temel unsurlarından biri olan “mütekabiliyet” ilkesini hiçe saydığını belirttti. Mengü, yasanın yürürlüğe girmesinin ardından Heybeliada Ruhban Okulu’nun da faaliyete geçebileceğini ve bir misyoner örgüt yapısına kavuşabileceğini öne sürdü. Mengü’nün bu tezine Doç. Dr. Ali Akyıldız’dan da destek geldi.


Siyasi kurum olur

AKP Hükümeti’nin azınlık vakıflarına, mal edinme, uluslararası ilişkiler ve şube kurma gibi olağanüstü imtiyazlar tanıyan bir yasa sunduğunu ifade eden Doç. Dr. Ali Akyıldız, “Bu ancak müstemleke ülkelerinde görülecek türden bir yasa” dedi. Akyıldız, faaliyet alanı genişletilen azınlık vakıflarının siyasi kurumlara dönüşeceğini belirterek, “Her biri uluslararası bağlantıları olan birer truva atı gibi etkin hale gelecek. Türkiye’nin siyasi hayatı yabancı vakıflara ait fonların boyunduruğuna girecek. Türkiye’de bir siyasi partiyle işbirliği yapabilecekler” dedi.


Mal varlıkları artar

Vakıflar Yasası’nın, Türkiye’deki azınlık vakıflarını “aktüel müesseseler” haline dönüştüreceğini ve bu vakıflara hukuksal statü kazandıracağını anlatan Doç. Dr. Ali Akyıldız, “Vakıflara uluslararası ilişkilerde sınırsız özgürlük verilecek. Mal edinmeleri ve bağış toplamalarına engel olunmayacak. Bu sayede Türkiye’deki azınlık vakıfları, ABD ve AB ülkelerindeki diaspora ve lobilerin sınırsız desteğini de alarak devasa mal varlıklarına sahip olabilecek” dedi. Akyıldız, yasanın yürürlüğe girmesinin ardından, azınlıkların tüzel kişilik kazanacağını da kaydetti.

EY TÜRK MİLLETİ..SİLKELEN VE KENDİNE DÖN...
UYAN TÜRK EVLADI, UYUMA UYAN! 30 KUPONA ALINMADI BU VATAN
 
  

Yorum (yok) Yorum yaz!

VAKIFLAR YASASI İHANET YASASIDIR

Vakıflar Yasası..YILAN YASASI

‘YILAN EĞRİ GİDER, BÜĞRÜ GİDER, DELİĞİNE DOĞRU GİDER.’
Türkmen Atasözü

Türkiye’nin önemli iktisadi sorunları çözüm beklerken üzerleri
türban tartışmalarıyla örtüldü. Halbuki, üzeri örtülen çok önemli
gaflet, dalalet ve hiyanet yasaları meclise geldi ve getirilmesi
bizzat Başbakan Recep Tayip Erdoğan tarafından planlandı. Yine,
Almanya’dan özelleştirmelerde tam sürat yol alınacağı ve HALK
BANK’ın ilk sırada olduğu bildirildi. İMKB’de kote olmuş banka
hisselerinin ne kadarının yabancı yatırımcıların eline geçtiği ve
imalat sektörümüzün %85 oranında yine yabancı şirketlerin olduğu
konusu makalenin ana temasını dağıtacağından ele alınmayacaktır.
Türkiye’de basın temel olarak dört kampa ayrılmıştır. 1) Doğan Grubu
+ Ciner Grubu (Bu grup TÜSİAD eksenli olup, zaman zaman birbirlerine
muhalif gibi dursalar da temel gayeleri özelleştirmeler ve borsa
manupilasyonlarından çıkar sağlamaktır, tirajın %50 kadarını
oluşturmaktadır), 2) Albayraklar + FG grubu (Bu iki grup kısmen
farklı tonlarda olsa da aynı temel amaç etrafında bütünleşmişlerdir,
tirajda etkisi %30-35 kadardır, Albayraklar RTE’nin dünürleridir ve
diğer dünürler ÇALIK grubu da basına girmek istemektedir ve Sabah
grubu satışı şu anda yargı safhasındadır), 3) Yeniçağ-Ortadoğu..vb
(Milli çıkarları gözetmek için yayın yapmaktadırlar, aralarında ton
farkı vardır. Ortadoğu kayıtsız şartsız MHP yönetiminin icraatlarını
savunurken, diğer gazete MHP’de yönetim alternatifi arayışı sunar),
4) Ulusal Sol Grup (Bu grupta temel etkinlik İP’e aittir ve ton
farklarıyla irili ufaklı TV, dergi ve gazete çıkarmaktadırlar).
Bu gruplardan ilk ikisi TBMM’de görüşülen ‘VAKIFLAR YASA TASARISI’
nı ya hiç görmemekte, ya destekleyici köşe yazıları yayınlamakta
veya içerden küçük puntolarla basmaktadır. Çünkü, her iki grubun
referansı da AB ve ABD’dir. Zaten bu benzerlik TÜRBAN konusunda da
belirginleşmiştir. Doğan-Ciner grubu AB’ye girerken bu konunun AB
nezdinde itibarımızı zedeleyeceği ve TÜRBAN’ın laiklik ve
cumhuriyeti tehdit ettiği yönünde etki yaratmış –şüphesiz istisna
yazarları vardır- Albayraklar-FG grubu AB’ye girerken temel hak ve
özgürlüklerin önündeki kısıtlamaların olmaması gerektiğini
vurgulamışlardır. Yani, her iki grupta AB’ye girmeye heveslidirler.
Diğer son 2 grupsa kıyasıya bu yasanın çıkmaması gerektiğini ve
sakıncalarını belirtmektedir.
Türkiye’de ‘VAKIFLAR YASASI’ (5555 sayılı) görüşmelerini AKP’yle
birlikte destekleyen etki elemanları mevcuttur. Bunlardan biri ve en
önemlisi TESEV VAKFI ve AÇIK TOPLUM ENSTİTÜSÜ kapsamındaki diğer
kuruluşlardır. Bu kuruluşların finansörü Macar asıllı Yahudi George
SOROS’dur. Kendisi ABD’de PASİFİK KANADI denilen NEO-CON karşıtı
oluşumun lider kadrosundadır. Gürcistan ve Özbekistan gibi ülkelerde
TURUNCU DEVRİMLER’i finanse ve organize etmiştir. Neyi amaçladığı ve
biyografisi daha önce pek çok makalede ve benim de yazılarımda
mevcuttur ve burada tekrar değinilmeyecektir. Ancak, Başbakanlık
Eski Müsteşarı ve şu anda AKP Milletvekili olan Sn. Ömer DİNÇER,
SOROS’un Türkiye’de finanse ettiği 4 vakfının mütevelli
heyetindedir. Bu örgütlenme dışında İstanbul Azınlıkları ve Rum
Patrikhanesi bu oluşumu desteklemektedir.
Bu oluşuma karşı çıkan etki elemanları ve başta Atatürkçü Düşünce
Derneği’de olmak üzere STK’lar mevcuttur. Meclis dışında BBP ve İP,
Türk Ortodoks Kilisesi, Kuvva-ı Milliye Hareketi..vb bir çok irili
ufaklı teşkilat bu yasa değişikliğine karşı mücadele etmektedir.

Bu 5555 sayılı yasa neyi içermektedir ve hıyanetin boyutu nedir? Bu
makalede incelenecek olan budur. Şu anda bu yasanın görüşmeleri
mecliste devam etmektedir ve azı oturumlar devlet gizliliği içerdiği
bahanesiyle GİZLİ OTURUM şeklinde gerçekleşmiştir ve 20 yıl arşivde
sır olarak tutulacaktır. Bizlere sır olan AKP kurmayları ve AB
temsilcileri için faş olandır.
Bu yasanın 5. Maddesi ‘Yabancılar, Türkiye’de hukuki ve fiili
mütekabiliyet esasına göre yeni vakıf kurabilirler’ demektedir. Şu
anda Türkiye’de bulunan Kilise Evlerin beklediği düzenleme budur. Bu
yasanın çıkması için çaba gösteren çevreler daha ziyade MİSYONERLİK
FAALİYETİ içerisinde olanlar ve VAKIF kapsamında daha fazla hareket
serbestisi ve mülkiyet edinmek isteyenlerdir. Sn. Necip
Hablemitoğlu’nun ALMAN VAKIFLARI’yla ilgili çalışmaları
hatırlanmalıdır. Bu hususta Türkiye’de alt yapısı ve ileriye dönük
projeleri en yoğun olan devlet ALMANYA’dır. Bu ülke BND aracılığıyla
hem Türkiye’nin dinamiklerini zayıflatan uğraşları yürütmekte, hem
de ORTADOĞU’da Anti-Amerikan bütün radikal akımları destekleyerek
kendisine alan açmaktadır. SOROS ekibinin ‘KÜRESEL KRALİYETÇİLİK’
bağlamında serbesti elde edeceği bu maddeyle ve milyarlarca USD
finansmanıyla şer çalışmalar yürüteceği kesindir.
Aynı yasanın, 12. maddesinde ‘Vakıflar mal edinebilirler, malları
üzerinde her türlü tasarrufta bulunabilirler’ ibaresi vardır. 1949
yılı öncesinde, İSRAİL’in alt yapısı WEİSMANN PROJESİ kapsamında bu
şekilde hazırlanmıştır. Çok ilginç bir örnek NAHCEVAN’da
yaşanmaktadır. NAHCEVAN aynen KIBRIS gibi garantörlüğümüzde olan bir
özerk bölgedir. Bildiğiniz gibi ERMENİSTAN Karabağ ve Laçin
Koridorunu işgal etmiş ve 1 milyon Azeri’yi mülteci durumuna
düşürmüş, 50.000 üzerinde Azeri’yi de katletmiştir. Nahcevan’a
dokunması uluslar arası antlaşmalar bakımından mümkün değildir. Ama
burayı ekonomik istila için planları uygulamaya koymuşlardır. RAND
CORP. isimli bir kuruluşla burada çiftçi kredileri dağıtılmıştır.
Glasnost sonrası bölgede beliren yoksulluk ve belirsizlik halkı bu
parayı almaya itmiştir. 2003 yılı itibarıyla arazilerin %35’i RAND
CORP. tarafından ipoteklenmiştir. Bu bölgede ilk çıkacak kaos
içerisinde, borçlarını ödeyemeyen çiftçilerin arazilerine el
konularak Türkiye’nin Türk Dünyasıyla irtibatlandığı bu tek koridor
yok olacaktır. Sömürgeci devletlerin (başta ABD olmak üzere) bu
enerji koridorunda ne amaçladığı, Büyük Ermenistan ve Kürdistan
projelerinden ne umduğu sizlerce zaten bilinmektedir. Çok yüksek
ücretlerle İstanbul Beyoğlu gibi bölgelerde arazi ve mülkler
alınarak bize sorun yaratılacaktır. Bu finans devleriyle mücadele
etmek, hele hele ileride doğabilecek büyük bir ekonomik krizde
bunlara engel olmak, mümkün olamaz. Bu uygulamanın son durağı
İstanbul’da VATİKAN PROJESİ dir. PAPA’nın Rum Patriği’ne ziyareti ve
bunun dinsel anlamını sizlere bırakıyorum.

Bunlardan çok daha tehlikeli gelişme 25. Madde’de vardır ‘Vakıflar,
Vakıf senetlerinde yer almak kaydıyla, amaç ve faaliyetleri
doğrultusunda, uluslar arası faaliyet ve işbirliğinde
bulunabilirler, yurt dışında temsilcilik ve şube açabilirler, üst
kuruluşlar kurabilirler ve yurt dışında kurulmuş kuruluşlara üye
olabilirler’ denmektedir. Yorum gerektirmeyecek denli ihanetle
doludur. Bu kapsamda bölücü örgüt vakıflar kurabilir bunları diğer
komşu veya Avrupa ülkeleri vakıflarıyla ilintileyebilir. Kara Para
trafiğini yürütmede önemli bir mevzi kazanır. Aynı unsur irticai
organizasyonlar ve Hıristiyan Misyonerleri için de geçerlidir. Bu
maddenin ikinci paragrafı bu para aktarmalarını bile ayan beyan
belirlemiştir.
Bu yasanın 26. Maddesi şirket kurma ve şirketlere ortak olabilme
serbestisini getirmektedir. AKP bu yasayı savunurken, yabancıların
diğer ülkelerden para almalarını engelleyeceklerini
söylemektedirler. Bu koca bir yalandır. Bu şirketler ve bankaların
yabancıların eline geçtiği böyle bir dönemde bu para trafiğini
takipleri mümkün değildir.
Yasanın 2. Maddesi vakıfların yeni taşınmazlar edinebileceği
açıktır. Buradan Sn. Taha AKYOL gibi kalemşörlerin yasaya destek
olarak sarf ettiği cabanın ve aba altından sopa göstermesinin foyası
ortaya çıkmaktadır. Bakınız TAHA AKYOL ne yazmışlar.

‘’AİHM, Fener Rum Lisesi Vakfı'nın açtığı tapu davası üzerine bir
içtihat oluşturdu: Buna göre vakıfların eskiden herhangi bir tarihte
tapu kaydıyla sahip olduğu taşınmazlar, devletlerin veya
mahkemelerin kararıyla başkalarına devredilemez.
Vakıfların kuruluş senetleri değiştirilemez.
İşte bu iki gerekçeyle, AİHM, Fener Rum Vakfı'nın 1974 yılına kadar
tapuyla sahip olduğu taşınmazın Türkiye tarafından ya iadesine veya
tazminat ödenmesine karar verdi.
AİHM kararlarındaki bir çarpıklığa da Mehmet Ali Şahin dikkatimi
çekti. Vakıf taşınmazlarının bedeli konusunda AİHM'nin
adeta 'ölçüsü' yok. İki örnek:
- İstanbul Beyoğlu'nda Asmalımescit Mahallesi'nde 505 metrekare
genişliğinde "gazino ve apartman vasıflı" taşınmaza AİHM 910 bin
euro değer biçiyor. Türkiye'nin, Fener Rum Vakfı'na ya bu parayı
ödemesine veya taşınmazı devretmesine hüküm veriyor.
- Yine Beyoğlu'nda Şehitmuhtar Mahallesi, İstiklal Caddesi'nde 86
metrekarelik bir "kâgir ve dükkân vasıflı ev" için AİHM tam 2 milyon
200 bin euro değer biçiyor! Türkiye'nin ya bu parayı veya bu
taşınmazı Yedikule Surp Pirgiç Ermeni Hastanesi Vakfı'na vermesini
kararlaştırıyor.
Kararın hukuki tartışması bir kenara, bu kadar fark olur mu?!
Üstelik daha küçük taşınmaza anormal derecede daha yüksek bedel!’’

Yani şunu demek istiyor Milyonlarca Avro ceza aldık. Bunu ödemek
yerine biraz da hoş görelim. Yalnız kulağı ters taraftan gösteriyor.
Yapmayacaklarmış ta mecburmuşlar havası estiriyor. Bu gün için
ödenecek 3 milyon Avro, ilerde ortaya çıkacak milyarlarca Avro zarar
verecek gelişmeleri önleyecektir.

Bu yasanın tamamı ele alındığında, Sosyal Devlet anlayışının devlete
verdiği bazı görevlerin vakıflara aktarıldığı, sadece hayır ve
yardım görevleri olan vakıfları ‘Ekonomide Önemli Müteşebbisler’
olarak planladığı görülmektedir. Bu yasada tarif edilen VAKIF, daha
ziyade ŞİRKET, STK, İSTİHBARAT İRTİBAT BÜROSU…vb her kılığa
girmiştir. VAKIFLIKTAN çıkmıştır. Bu nedenle, adının ‘VAKIFLAR
YASASI’ olmasına da ihtiyaç kalmamıştır. ‘HİYANET YASASI’ daha uygun
bir isimdir. Bu yasanın ANAYASA’nın 2 . Maddesiyle çeliştiği de
malumdur.
Bu yasanın en önemli hasarladığı öğeyse LOZAN ANTLAŞMASI’dır. Bu
antlaşma Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sözleşmesi niteliğindedir.
Bu nedenle de, ANAYASA değerindedir. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün
denetleyici işlevi yok edilmektedir. Bugüne kadar, Lozan Antlaşması
uyarınca Türkiye’de bulunan gayr-ı Müslim vatandaşlarımızın Osmanlı
Döneminde kurdukları bazı vakıflar 2762 sayılı yasayla güvence
altına alınmıştır. Bu yasa gereği ve ANAYASA’nın 2. Md. Uyarınca
hukuk güvenliği açısından bu tür azınlık vakıfları Vakıflar Genel
Müdürlüğü tarafından denetlenmektedir. Mütekabiliyet Esaslarına göre
İskeçe ve Gümülcine’de bulunan Türk Vakıflarının da bu uygulamaya
tabi olması gerekirken, günümüz itibarıyla Bölge Valilikleri’ne
bağlı oldukları görülmektedir. Bu yeni yasadaysa bırakınız İstanbul
Valisi, Vakıflar Genel Müdürlüğü bile denetleme yapamamaktadır.
Dahası da var. Rehberlik ve Teftiş Kurulu başkanını üçlü
kararnameden çıkararak sadece Başbakan veya görevlendireceği Devlet
Bakanının ataması sağlanmaktadır. Bu siyasi etkiyi artıracaktır.
Sonuç olarak, bu yasanın bazı maddeleri hali hazırda meclisten
geçmiştir ve yasanın tamamı da önümüzdeki hafta oylanacaktır. Bu
yasa çıkmaya doğru yol alırken, ağızlarına sürülen TÜRBAN
ŞERBETİ’yle kendilerinden geçip, ceylan derisi koltuklarda oy için
robotlar gibi parmak kaldıranlar İHANET’e EVET dediklerini
bilmelidirler. Yine, bu yasa çıkmaya doğru yol alırken, AB yeni
Müzakere Çerçeve belgelerinde yeni tavizlerini azmaya başlamıştır.
Bu taviz AYASOFYANIN KİLİSE OLMASIDIR. Dün miting meydanlarında
Ayasofya Cami olsun diye slogan atanlar, Ayasofya’nın kilise
olmasının yolunu açmaktadırlar. Yoksa bunların takiyyesi devlete
değil de kendilerine oy veren kitleye midir? Yoksa, bir ton kömür,
bir torba makarnanın bu işlere yettiğini düşünenler oy verenleri
koyun sürüsü yerine mi koymuşlardır, tabi malum kendi kafaları
içerisinde…Daha şimdiden, SOROS BORAZANI TESEV VAKFI yasayı
beğenmemekte, çok daha fazla imtiyazlar istemektedir.

Tüm akademisyenlere tanıdıkları milletvekillerini uyarmaları ve
meclise fakslar, elektronik postalar yağdırmaları için çağrı
yapıyorum.

VAKIFLAR YASASI İHANET YASASIDIR

Vedat BULUT
ADD Elazığ Şb. Başkanı
 
Bu yılan yasası bugün yapılan görüşmelerde kabul edilmiştir..UYUYANLAR UYANIN..

Yorum (yok) Yorum yaz!

Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in emaneti Kızının cenazesi

Kaymakam Kemal Bey’in Kizinin Cenazesi Defnedildi.
6 Subat 2008 Yenicag Gazetesi
Baba sevgisinden mahrum gecen, aci dolu 93 yıllık omur…
Bogazliyan Kaymakamı Kemal Bey,   “Yozgat Muftusu Hulusi Efendi’nin yalancı sahitligiyle”    idam edildiginde 35 yasindaydi. Biricik kizi Muserref ise 4 yasina henuz basmısti... Tipki bugun oldugu gibi o gunlerde de ortalık Ermenici kayniyordu... Muserref, isbirlikci alcaklar yuzunden hayatinin sonuna kadar baba sevgisinden mahrum kaldi...
Ermeni ve İngilizlerle isbirligi yapan mutarekeciler, Bogazliyan Kaymakami Kemal Bey’i soykirimi yalaniyla suclayip 10 Nisan 1919’da Istanbul Beyazit Meydani’nda asti. Kemal Bey, sandalyesini tekmelemeden once soyle haykirdi:      “Cocuklarımı asil Turk milletine emanet ediyorum”…
 Alsancak’tan ugurlandi
Iste Kemal Bey’in o emanetlerinden biri olan Muserref Gurenci, onceki gun İzmir’de vefat etti. Son yolculuguna Alsancak Hocazade Camisi’nden ugurlanan Gurenci’nin cenaze torenine katılanlarin gozleri, Ankara’dan beklenen yetkili  zevati aradi... Ama nafile, emanete sahip çıkmadilar.
Vefasızlıga isyan ettiler
Gurenci’nin tabutunu, İzmir Valisi Cahit Kırac ile İzmir Büyüksehir Belediye Baskani Aziz Kocaoglu omuzladi. “Milli Emanetimiz”, esi İhsan Gurenci’nin yanina defnedilmek üzere Bornova Mezarligi’na goturulurken, vefasızliga isyan eden vatandaslarin agladiklari goruldu...
Ertegun’de var, Gurenci’de yok...
Muserref Gurenci’nin cenaze torenine katilmayan Cumhurbaskanı Abdullah Gul, Disisleri Bakani iken Atlantic Records Plak Sirketi’nin kurucusu Ahmet Ertegun’un tabutunu omzlamisti.
Zaim’de var, Gurenci’de yok...
Muserref Gurenci’nin cenaze torenine katilmaya gerek gormeyen Başbakan Recep Tayyip Erdogan, hocasi Prof. Dr. Sabahattin Zaim’in cenaze torenine katilip tabutunu omuzlamışti...
Milli emanete vefasızlik!

Ermeni iftiraları üzerine idam edilen Bogazliyan Kaymakamı Kemal Bey’in kizi Muserref Gurenci, İzmir’de topraga verildi. Milli Sehidimizin kizi icin duzenlenen torene Ankara’dan ust duzey bir katilim olmamasi tepkiyle karsilandi.
Ermenileri katlettigi iddiasiyla 1920 yilinda idam edilen ve TBMM’nin daha sonra aldıgı kararla milli sehit ilan edilen Bogazlıyan Kaymakami Kemal Bey’in onceki gun hayatini kaybeden  kizi Muserref Gurenci İzmir’de son yolculuguna ugurlandi. Gurenci icin , Alsancak Hocazade Camisi’nde cenaze toreni duzenlendi. Torene, Gurenci’nin ogullari  akrabalari, İzmir Valisi Cahit Kırac ve İzmir Büyüksehir Belediye Baskani Aziz Kocaoglu katildi. Gurenci’nin cenazesi, kilinan cenaze namazinin ardindan Bornova Mezarligi’nda, esi İhsan Gurenci’nin yanında topraga verildi.
Duyarsizlik yaraladi

Bu arada bazi vatandaslar, cenaze torenine ust duzey katilim olmamasina  tepki gosterdi. “Milli Sehidimizin idam sehpasinda ‘Turk milletine emanet ediyorum’ dedigi cocuguna boyle mi sahip cikilacakti ” diyen vatandaslar, bu  duyarsizligin derin yaralar actigini ifade ettiler. zaman zaman goz yaslarina hakim olamayan vatandaslar “ Kendi siyasi goruslerine yakin olanlarin torenlerine tam kadro katilip, tabut omuzlayan buyuklerimizi gozlerimiz burada da aradi!” ifadelerini kullandilar
 Son sozu: Allah millete zeval vermesin

Birinci Dunya Savasi sirasinda Bogazliyan’da kaymakam olarak gorev yapan Kemal Bey, mutareke olunca, Ermenilere zulum yaptığı iddiası ve isgalci İngiliz-Fransiz makamlarinin baskisi ile haksiz yere idam edilmistir. ilk yargilanmasinda beraat ettigi halde ikinci kez yargilanarak idamina karar verilmistir. (10 Nisan 1919). Simdiki Istanbul Universitesi’nin meshur kapisi onunde idam edilen Kemal Bey, sehpasini kendi tekmelemistir. Milli Sehit’in son sozleri ise soyledir: “Ben bir Turk memuruyum. Vazifemi yaptigima vicdanim emindir. Allah sahidimdir ki kimsenin oldurulmesi icin emir vermedim.. Ecnebi devletlere yaranmak icin beni asiyorlar. Eger adalet buna diyorlarsa, kahrolsun boyle adalet. Uc cocugumu milletime emanet ediyorum. Allah vatanima ve milletime zeval vermesin.”

Haber : Macit SOYDAN
İdama goturen muftu hangi gazetecinin amcasi

Bogazliyan Kaymakamini idama goturen muftu hangi unlu gazetecinin amcasi? Milli sehidin idam cezasi almasina, isgal kuvvetlerinin arzusuna binaen yalanci sahitlik yaparak katki sunanlardan biri de kim, biliyor musunuz?
Yozgat Muftusu Hulusi Efendi. Peki bu Hulusi Efendi kim midir? Gazeteci-Yazar Taha Akyol’un ozbe oz amcasidir..
Tam bu noktada bir parantez acalim ve Guris Holding’in sahiplerinden Tevfik Yamanturk’un bizim araciligimizla Taha Akyol’a yonelttigi iki soruyu  soralim:

1) Taha Akyol’un oglu Mustafa Akyol’un Soros vakiflarindan burs ve proje calismalari icin fon aldigi dogru mudur?
2) Mustafa Akyol’un Dinlerarasi Diyalog toplantisinda Turklerin, Cumhuriyetle beraber Kurtleri ve inanclilari ezip, asimile ettigi ve onlara  zulum yaptigini soyledigi doğru mudur?

Tevfik Yamanturk’un sordugu bu sorularin cevabi evet ise, tarih tekerrur etmis, yani dun Hulusi Efendi  ne ise bugun de Mustafa Akyol ayni konuma duser mi dediniz?
Boyle durumlarda soya cekim olur mu ya da genler ne kadar etkilidir onu ben bilemem. Uzmanlari cevap vermelidir.
* Sabahattin ÖNKİBAR 
 Gel de sorma: Ey cemaati müslimin, Yozgat Müftüsü Hulusi Efendi’yi nasıl bilirsiniz? ( m.y.)
 

Yorum (yok) Yorum yaz!

Yeniçağ Tv Den Hüzünlü Veda...

Yeniçağ Tv Den Hüzünlü Veda...

http://www.yenicagtv.com/

 VEE....YENİÇAĞ TV KAPANDI.....
Gerçek ve tam bağımsız haberlerle bir yıldan beri Vatanseverlerin sesi olan Yeniçağ tv bugün 15.00 itibariyle yayın hayatına ekonomik nedenlerden dolayı son verdiğini açıkladı. Birer birer ortadan kaldırıyorlar..Bir vatansever olarak çok üzüntü duydum. Kolumuz kanadımız kırıldı..sevinsin malum medya. sevinsin ab uşakları.. Yaşasın TÜRK BİRLİĞİ..Yaşasın TÜRKİYE CUMHURİYETİ....YAŞAS IN GERÇEK VATANSEVERLER.....DAHA GÜÇLÜ GELECEĞİZ...                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                        Gardaşım bu iman oldukça  sende,
Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ.
Evel Allah, sonra senin sayende,
Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ.

Allah`a kılınçlık yapmış bir ırkın,
Bu dâvâ son şansı Müslüman-Türkün.
Ey felek; tersine dönsede çarkın,
Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ.

Duysun yedi iklim, duysun dört köşe!
Bu imandır ziyâ veren güneşe,
Bu imân kuzgunu kondurmaz leşe,
Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ.

Fıransa, Belçika, Hollanda, oy... oy...
Avusturya`yı da üzerine koy,
Ülkü çiçekleri yetişmiş boy boy,
Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ.

Almanya`yı nakış nakış işlemiş,
isviçre`yi git gör hep karışlamış,
Bir haber var Libya`da da başlamış,
Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ.

Avusturalya"da , ingiltere"de,
Türk`ün bulunduğu her bir yörede,
Sökülmez kök saldı bütün kürede,
Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ.

Kim demiş ki dünya büyük yetmiyor,
Dünya artık bu dâvâya yetmiyor,
Vallahi üstüne güneş batmıyor,
Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ.

Beş kıtada kaç bin ocak tütüyor,
Kim bilir kaç milyon nabız atıyor,
Çünkü temelinde nabız yatıyor,
Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ.

Ülküdaşım; hicret denen göç budur.
Bu dâvâ ki devlet budur, tac budur.
Bizi böyle birleştiren güç budur.
Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ.

Küfür gıyabetinde, küfür kastında,
Susma gardaş, ne kazandın sustun da?
Evliyalar duası var üstünde,
Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ.

Türkiye de bu dâvâyı görmemiş
Köy kaldı mı hangi köye girmemiş?
Bir vilâyet varmı şehit vermemiş?
Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ.

Anadolu adlı bahçeye varsan.
Şehit çıkar şehit toprağı yarsan.
Şehit kanı damlar bir yaprak kırsan,
Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ

Vatanında mahkûm edilse bile,
Çok kalmadı Muhammedî menzile.
Bunda da hayır var hele dur hele...
Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ.

Biz zindana evveldende düşerdik,
Tabutluktan çıktık? Mamağa girdik.
Güneş görmez zindanlarda yeşerdik,
Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ.

Ülküdaşım hiç canını sıkma sen!
Elem çekme, gam, kasefet çekme sen!
Kara kara bulutlara bakma sen,
Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ.

Zaten hep hilâlin kaderi budur.
Arada önünde bulutlar durur.
Bir rüzgâr esti mi hilal kurtulur,
Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ

Bin çiçek açıyor biri soldukça,
Daha da gürleşir küfür yoldukça.
Yer yüzünde tek ülkücü kaldıkça,
Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ.

Değiş-tokuş olur bir gün külâhlar!
Önünde eğilir bütün silâhlar.
Senin gardaş senin nurlu sabahlar,
Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ

Kâdir Mevlâm Başbuğ`umu sakla Sen!
Çilesini bu Arif`e yükle Sen!
Arif`in ömrünü Ona ekle Sen!

Ölmez bu hareket, ölmez bu dâvâ.m --------------                                                                Ne MUTLU TÜRK'üm DİYENE.!
"Muhtaç Olduğun Kudret,
Damarlarındaki Asil Kanda Mevcuttur.! "

Yorum (yok) Yorum yaz!

Mekke'de 2. Abdülhamit'in binası da yıkıldı


CUMHURBAŞKANI Gül ve Başbakan Erdoğan Suudi       Arabistan Kralı'nın ayağına kadar gidip Türkiye'nin en büyük nişanını sunarken onlar Türk düşmanlığını sürdürüyor.Suudi Arabistan yönetimi, Osmanlı dönemine ait ne varsa yok ediyor. Suudi Arabistan yönetimi, Ecyad Kalesi, cumbalı Türk evleri, garlar, köprüler, cami minarelerinin ardından 2. Abdülhamit'in kendi parasıyla yaptırdığı binayı da yıktı.
Mekke de 2. Abdülhamit in binası da yıkıldı

Ömer Erbil'in haberi Mekke'de 2. Abdülhamit'in binası da yıkıldı
  Suudi Arabistan yönetimi, Osmanlı dönemine ait ne varsa yok ediyor. 2. Abdülhamit'in kendi parasıyla 1893'te fakir hacılar için misafirhane olarak yaptırdığı, daha sonra askeri kışlaya çevrilen tarihi bina yerle bir edildi. Yönetim, 1770'te inşa edilen Ecyad Kalesi, cumbalı Türk evleri, garlar, köprüler, cami minarelerinin ardından yıktığı Osmanlı kışlasını otopark yaptı.
2. Abdülhamit, Hicaz'da sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi çalışmaları çerçevesinde, Eylül 1893'te Mekke'de fakir hacılara mahsus 6 bin kişilik bir misafirhane, bir hastane ve bir eczanenin inşaatıyla, bunlar için harcanması gereken tahmini 30 bin lirayı kendi şahsi hesabından karşıladı.
Misafirhanenin inşaatıyla önce Teftiş-i Askeri Komisyon azası Asaf Paşa görevlendirildi. Daha sonra inşaat onun yerine tayin edilen Miralay Münir Bey tarafından tamamlandı. Kâbe'ye yaklaşık yarım saat mesafedeki Cervel mevkiinde bulunan misafirhanenin inşaatına Ocak 1894'te başlandı. İstanbul ve Avrupa'dan getirtilen malzemelerle 1896'da birinci kat bitirildi. Haziran 1897'de ise bina tamamlandı. Altı bin kişilik misafirhanenin inşaatı 50 bin liradan fazla bir sarfiyatı gerektirdi, yıllık giderinin de 15 bin lira civarında olacağı hesaplandı. 2. Meşrutiyet'in ilanına kadar hizmet veren misafirhane bu dönemde kışlaya çevrildi.

Herkes korkuyor!
Ancak yıllarca ayakta kalmayı başaran binanın, geçtiğimiz yıllarda Suudi Arabistan yönetimi tarafından yerle bir edildiği ortaya çıktı. Kışlayı bulmak için bir tercümanla Cervel'e doğru yola koyulduk.
Durdurduğumuz ilk taksinin şoförüne, "Cervel mevkiindeki Osmanlı kışlasına gitmek istediğimizi" söyledik. Ancak taksi şoförü bilmediğini söyleyip, korku dolu bakışlarla bizi dinlemeden uzaklaştı. Daha sonra durdurduğumuz ikinci taksinin şoförüne de isteğimizi yineledik. Onun da tepkisi, "Eskiyi bırakın, yenilere bakın" oldu.
Şoförlerin tepkisi üzerine üçüncü taksi şoförüne sadece Cervel mevkiine gitmek istediğimizi söyleyerek yola çıktık. Cervel'e vardığımızda oradaki taksi şoförlerinden Osmanlı kışlasının yerini sorduk. Kimi bilmediğini söyleyip yanımızdan uzaklaşırken bir kısmı ise oranın otopark olduğunu belirtip oraya gitmenin yasak olduğunu ifade etti.
Sonunda bir taksi şoföründen yeri tarif etmesini isteyerek otopark yapılan tarihi kışlayı bulduk. Ancak önünde bekleyen asker çekim yapmamıza engel oldu. Biz de çareyi havanın kararmasında bulduk. Hava kararınca da gizlice otoparka girip fotoğraflamayı başardık.
(Milliyet)

Yorum (yok) Yorum yaz!